Fantastik&Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik&Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017/04/18

Tandem - Anna Jarzab Kitap Yorumu


tandem kitap ile ilgili görsel sonucu
Tandem - Anna Jarzab
Puanım 5/4

Her şey tekrar eder.Sen. En iyi dostun. Tanıdığın herkes. 
Birçok dünya. Birçok hayat. Sonsuz olasılıklar.

Çoklu Dünyalara Hoş Geldiniz

ON ALTI YAŞINDAKİ Sasha Lawson'ın tek bildiği hayat, küçük ve sıradandır. Çocukluğunda, büyükbabasının anlattığı, tıpkı onun gibi görünen kızların farklı hayatlar yaşadığı paralel dünya hikâyelerine bayılmıştır. Ancak böyle dünyaların gerçek olduğuna asla inanmamıştır. Tabii, kendini o dünyalardan birinde bulana kadar… Bu paralel evrende bir savaşı önlemek için, benzerinin, yani evlendirilmeden önce ortadan kaybolan bir prensesin hayatını yaşamalıdır. Sasha herkesi kandırmayı başarırsa evine dönecek, başarısız olursa bu kızın hayatında sonsuza kadar kapana kısılacaktır. Zaman hızla tükenirken, kendini iki dünya, iki hayat ve aşkı için mücadele eden iki genç adam arasında bulur; biri onun sırrını bilmekte, diğeriyse onun başka biri olduğunu sanmaktadır.

Çoklu Dünyalar serisinin ilk kitabı Tandem, kimsenin ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı paralel evrenlerde geçen, sürükleyici ve destansı bir hikâye.

-"Paralel evrenler, seksi kötü ikizler ve nefes kesici maceralarla dolu, büyüleyici bir dünya. Eğlenceli olduğu kadar bağımlılık yapıcı!"- 
-MARIE LU, New York Times çok satanı Efsane üçlemesinin yazarı-

-"Zekice ve heyecan verici… Her sayfası bir keyif. Sasha'nın romantik ve macera dolu hikâyesine bayıldım. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum!"- 
-ALLY CONDIE, New York Times çoksatan yazarı-

-"Jarzab, paralel dünya konseptinde başarılı ve keyifle okunan bir öykü kaleme almış."-
-Kirkus Reviews-

-"Jarzab okurlarından cazip ve güven verici bir sözle ayrılıyor: 'Son değil; sadece başlangıç."-
-Booklist-


Hikayeyi ve yazarın anlatım gücünü çok sevdim. Olayların akışı ve sıralaması o kadar güzel oturmuş ki.. Yazar gereksiz gizemlerle okuyucunun kafasını yormuyor. Seri olduğu için devamının daha da etkileyici olacağını düşünüyorum. 

Tanıtımında da belirttiği gibi çoklu dünya ve paralel evrenler üzerine kurgulanmış bir hikaye ancak yine o malum 16 yaş dönemine sıkışmış. 17 miydi yoksa.. Bu da sürekli farklı dekorlarla aynı hikayeyi okuyormuş hissi uyandırıyor. Halbuki böyle güzel yakalanan konular daha farklı hikayelerle süslenebilir. Hikayenin iyi yanı ise bana göre birden fazla paralel evrenin var olması.. Gerçi hikayede diğerlerinin varlığının dışında bir şey yoktu. Tarihte ki önemli anlar farklı olsaydı olabilecek yaşam tarzlarını düşünmeye itiyor okuyucuyu..

Konusuna gelirsek, Sasha anne babasını kaybettikten sonra fizik profesörü olan büyükbabası tarafından yetiştiriliyor. Mezuniyet balosuna 1 hafta kala ilk okuldan beri tanıdığı yakışıklıdan davet alınca nefesi kesiliyor. Hayatının en güzel gecesinde ise kendisini paralel bir evrene kaçırılmış olarak buluyor. 

Aynı evrendeki ikizi prenses Juliana kaybolunca, kendi evrenlerinin güvenliği için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan askeri bir birlikte 6 gün için anlaşma yapıyor. Ancak bu 6 gün sonunda sözlerini tutmayacaklarına karşı içinde oluşan hissi göz ardı edecek kadar aptal bir karakter değil. 

Diğer evrende mevcut olan politik ilişkileri kavradıkça geri dönüş ümidine sıkı sıkı tutunmaya çalışan Sasha sayesinde göz önünde bulunan güçlü insanların aslında nasılda birer piyon olduklarını ve distopya - bilimkurgu türünde de olsa mutlak güç unsurunun ne kadar değişken olabileceğini görüyoruz.

Bir parantezde, sevilesi ve nefret edilesi Thomas'a açmak istiyorum. Bir insanın sevdiği ve nefret etmesi gereken kişinin aynı olması çok garip.. Her şeye rağmen en sevdiğim karakterlerden biri olmayı başardı. Juli'nin nişanlısı prensin yumuşak karakterinin arkasında sürekli bir bit yeniği aradım ancak bulamadığım için mutluyum. Her politik kitapta olan devrimciler tabii ki yine vardı ancak ilk defa bir devrimci örgüt bana çok itici geldi. Olayları onların açısından okumadığım için sanırım. 

Son noktayı da meşru prenses Juliana ile yapalım. Bir insan bu kadar mı salak ve bencil olur. Istedikleri tabii ki her insanın doğuştan hakkı olan şeyler (özgürlük, annesi gibi) ancak koca bir halkın sorumluluğu senin omuzlarında.. Bu tarz kitapları okudukça kendi mütevazi yaşamıma şükretmiyor değilim. Sonuçta hangimiz bir prensesin her gün her saat başı kıyafet değiştirmek zorunda olduğunu düşünür ki??









2017/03/28

Kusursuzlar - Louise O' Neill Kitap Yorumu


kusursuzlar louise o'neill ile ilgili görsel sonucu

Kusursuzlar - Louise O' Neill
Puanım 5/5

Stepford Kadınları, 1984, Damızlık Kızın Öyküsü romanlarının ve Kötü Kızlar dizisinin öğelerini bulabileceğiniz beklenmedik, rahatsız edici ve merak uyandırıcı KUSURSUZLAR kadınların, erkeklere hizmet etmeleri için yaratıldığı bir dünyada geçiyor, bütün kızların ilk görevi güzel olmaktır. 
Artık doğal yollarla dünyaya gelmiyor, özel olarak tasarlanıyorlar sonra da reşit olana kadar Okullarda, gelecekteki eşlerini tatmin etmek için yetiştiriliyorlar.
Eş olarak seçilemeyenler için ise geriye kalan seçenekler cariye veya Okul’da öğretmen olmak!
Okul’daki son senelerinin stresi artarken, Freida’nın en yakın arkadaşı hiç yapmaması gereken bir şey yapar: Kilo alır. Hemen sonrasında kızların izole ortamına eş seçmeye hevesli erkekler gelir.
Freida geleceği için savaş vermek durumundadır. En yakın arkadaşı, en sevdiği kişiye ihanet etmek zorunda kalacak olsa bile…
Yazar, yeni ve özgün bir yetenek.”   -Irish Independent-
“Düşündüren tarzı ve acımasız sonuyla bu fazlasıyla gerçekçi distopya, baştan sonra insanı kendine çekiyor.''   -SFX Dergisi-
“Karanlık bir rüya. Canlı bir kâbus. O’Neill’ın kurguladığı dünya korkutucu çünkü gerçekleşebilir. Bıçak gibi keskin bir dili var.”     -Jeanette Winterson-
“Derin, karanlık ve korkutucu şekilde gerçekçi, bu kitap sizi uzun süre bırakmayacak.”   -Marie Claire-
“Son derece çarpıcı… Sürükleyici, başarılı ve karanlık.”   -Marian Keyes-

Son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında şüphesiz ki en etkileyici olanı.. Tüylerim diken diken okudum. Hikaye içinde ne okuduğunuzu unutup karakterlere kendinizi verdiğinizde çok eğlenceli olduğunu düşünebilirsiniz ancak anlık gafletiniz bir 0 kalori yiyecek ya da moda dışı bir elbise giymiş olan 'zevksiz bir zavallı kızın' hikayeden geçmesi ile bittiğinde ürpermemek elde değil.
Yazarın dili çok keskin ve akıcı.. Gerçekleşme ihtimali olabilecek bir kurgu yakalamış. Sanırım günümüzde erkek nüfusun azımsanamayacak olan bir kısmı bu dünyanın gerçeğe dönüşmesi için dua ediyordur. Hikayeye gelirsek; Büyük Afet sonrası insanlar yer altına çekilmiş ve nüfus çok azalmış. Öyle ki her yıl ortalama 10 erkek çocuk dünyaya geliyor. Kız çocukları ise rahimde boşuna yer kapladığı için artık yok. Hiç bir kadın dişi doğurmuyor. Kadın nüfusu tükenince bilim adamları laboratuvarlar da KUSURSUZ kadını yaratıyor.
Barbie bebekler görünümünde tasarlanan bu bebekler, 4 yaşına kadar yuvada büyüyor. Sonrasında ise kaderlerinin belirleneceği 17 yaşına kadar Okullara yerleştiriliyorlar. Her yıl mevcut erkek nüfusunun 3 katı kadar kız tasarlanıyor. Bunların üçte biri 'eş' olarak seçiliyor. Kalanları ise erkekleri tatmin etmek için cariye oluyor. Ya da erkekler arzulanmadığına karar verirse Okullarda öğretmen olarak kalıyorlar. 
Ana karakter freida, okulda ki son senesinde olan bir kız. Kızlar arasında ki çekişmenin, eş kapma yarışının (sanki bu konuda söz hakları var), mükemmel olma çabalarının ve kilo kalori kontrolü ile moda takibi arasında geçen zamanın bu kızlar üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğunun somut örneği gibi..
Okulun en güzel kızının en yakın arkadaşı olması nedeni ile bir nevi dokunulmazlığı var ancak arkadaşının son sene gelişen dengesizlikleri ile yalnız kalan ve sürekli sevilmediğini düşünen bu kızın farkında olmadan verdiği kararlar, beceriksizlikleri ile kendi kafasında ki karanlık düşünceleri arasında büyük bir merakla okudum. 















2017/01/23

Kimyager Kitap Yorumu


kimyager stephenie ile ilgili görsel sonucu

Kimyager - Stephenie Meyer 
Puanım 5/3,5

“Meyer, tansiyonu hiç düşürmeden ve bilgi akışını kontrol altında tutarak okurun merakını ustalıkla, kitap boyunca en yüksek seviyeye çıkarmayı başarıyor… İnsanlar sadece Meyer’in kitaplarını okumak istemiyor; kitabın içine girip orada yaşamak istiyorlar.”  —Lev Grossman, Time

“Meyer ışık saçan bir berraklıkla yazıyor, okurların ve paylaştıkları düşün arasına asla girmiyor… O gerçek bir cevher.”
—Orson Scott Card, Ender Serisi yazarı

“Meyer, gösterişli üslup geleneklerinden ziyade ilişkilerle ilgileniyor…
Verdiği olumlu hayat dersi insanı yatıştırıyor.”
—Jeff Giles, Entertainment Weekly

“Stephenie Meyer romanlarını okumuyor, ilginç ve gerçekçi karakterleriyle birlikte adeta yaşıyorsunuz. Meyer okuyucuyu karakterlerin hayatına öyle bir sokuyor ki, onlar için duyduğunuz merak ve endişe bir noktada çaresizlik seviyesine ulaşıyor.”
—Ridley Pearson, White Bone yazarı

Kitabı sevdim mi yoksa sevmedim mi kararsız kalmıştım ancak hakkında yazılan yorumları okuyunca aslında sevmiş olduğuma karar verdim. O kadar yerden yere vurulmuş ki okumadan önce bakmış olsam okuyamazdım sanırım. Öncelikle bana göre yerden yere vurulacak kadar kötü bir kitap değildi. Zaten Stephenie uğraşsa da o kadar kötü yazamaz bence..

Daha önce ki kitaplarını okumuş ve kalemine hayran olmuş olan ben bu kitabı hiç duymadan rafta görüp direk aldım. Bu konuda da yayın evine biraz sitem edeceğim. Hiç mi gık denmez bir reklam yapılmaz. Her neyse ben arka kapak konu falan bakmadan başladım kitaba ve ilk başları inanılmaz yavaş geçti. Hem bir işkenceci olan Alex'in hayatının aksiyonlu gibi görünmesine rağmen gayet sıradan olması hemde anlattıklarının benim ilgi alanıma hiç girmemesi okuma hızımı da şevkimi de kırdı. 

Hayatına sorumluluk dediği kişilerin eklenmesi ile kitap okunur kıvama geldi. Duygusuz bilim insanı, devletin güvenlik teşkilatından kaçan ve zekası ile hayatta kalmayı başarmış olan ana karakter Alex'i sevdim. İşkenceci olması beni rahatsız etmedi çünkü kendimle özleştirdiğim bir karakter değildi. Önce kurbanı sonra ortağı olan Daniel ve Kevin'a ise bayıldım. Kitap yazarın diğer kitapları gibi fazla ayrıntıyla doluydu ki bu zaman zaman boğdu. Ayrıntılardan bazen akamadı ki aksiyon ağırlıklı olması gereken sahnelerde bile bunu yaşadım. 

Hikayelerde fazla eklenen bilimsel tabirler beni tamamen itiyor. Aşina olmadığım zehir isimlerini falan aklımda tutmuyorum her seferinde yeniden hatırlamam gerekmesi sıkıcı geliyor. Kitabın yazarı farklı olsa beğenim daha fazla olabilirdi çünkü özellikle Göçebe kitabından sonra yazarda beklentim çok çok yüksekti. 









2016/12/27

Kül Gibi Kar Kitap Yorumu


kül gibi kar sara ile ilgili görsel sonucu

Kül Gibi Kar - Sara Raasch
Puanım 5/4

Kalbi Kırık Bir Genç Kız.
Korkusuz Bir Savaşçı.
Geleceğin Kahramanı.

Meira hiç tanımadığı bir dünyayı kurtarabilecek mi?

"Kül Gibi Kar, baş döndürücü bir fantastik dünyadaki unutulmaz karakterleri anlatan, sayfaları hızla çevirmeme sebep olan, nefes kesici bir hikâye. Daha fazlasını istiyorum!"
-Morgan Rhodes-

"Yeni bir dünya, büyük bir macera ve ilk aşkın harmanlandığı benzersiz bir fantastik kahramanlık öyküsü."
-Booklist-


Kitabı okumadan önce hakkında hiç bir fikrim yoktu ve kurgusuna bayıldım. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen hayal gücü ve kurgusu hemen hikayenin içine çekti. Ancak dili biraz ağır kalmıştı. Olayların durağan geçişi ile aksiyona bağlanma süreci çok uzundu. Diyalogdan çok monolog şeklinde yazılmış olması da okuma hızımı düşürdü. Ancak ilk kitap olması bu hataları görmezden gelmeme neden oldu.

Kurguda ki dünyayı yöneten 8 Krallık var. 4 Mevsim ve 4 Ritim Krallığı.. Mevsim Krallıklarından Kış, ilkbaharın saldırısı sonucu yeniliyor ve 25 kişi haricinde her Kışlı esir düşüyor. Tabii Kraliçeleri de ölüyor. Özgür 25 kişi ise Krallığın ne iyisi askerleri ve 2 bebekten oluşuyor. Biri sağ kalması şart olan Prens Mather, diğeri de yetim kız Meira..

Meira ve Mather 16 yaşına geldiğinde askeri eğitim ile büyütülmüş ve krallıklarını geri almaya kararlı 8 kişilik bir orduya sahipler. Her krallığın büyüyü kullanmalarını sağlayan bir eşyası var. Kışın madalyonu Kraliçesi ölürken kırılmış ve alıkonuluyor. Bundan sonrası müttefik krallık arayışı ve halklarını özgür bırakma üzerine yazılmış. Tabii ki de aşkta var. Meira sonunda halkı için düşündüğünden daha değerli bir konumda olduğunu fark ediyor. 

Ana kurguyu ve fantastik dünyayı çok sevdim. Mather ile Theron (Müttefik Prens) arasında favorim Theron oldu. Mather'i sevmediğim anlamına gelmiyor ancak bence onun karakteri ve naifliği hikayeyi zenginleştirmiş. Yazar ilk başlarda ritim krallıklarında sihir olmadığını söylemişti ancak varmış. Bu da çeviri hatası mı yoksa yazar kendi kendini mi unuttu anlamadım.

Fantastik distopya sevenlerin beğenerek okuyacağı bir seri ancak bizlerin alıştığı akıcılıktan bir tık uzak olmuş.. ikinci kitabı 'Ice Like Fire' Buz Gibi Ateş'i umarım çabuk çevirirler..








2016/11/09

Requiem Kitap Yorumum


requiem lauren oliver d&r ile ilgili görsel sonucu
Requiem - Lauren Oliver
Puanım 5/5
İsyanın amacı ve sebebi buydu: Özgür olmak. Yanlış olanı seçmekte bile.

Lena, artık Direniş'in aktif bir üyesi. Şehirlerde yavaş yavaş büyüyen isyan, Yabanıl 'da tam bir devrime dönüşüyor. Lena ise kavganın tam merkezinde. Lena ve arkadaşları Yabanıl'a göç ediyor. Ama artık Yabanıl da güvenli değil.


İsyan dalgası tüm ülkede yavaş yavaş yayılırken hükümet Geçersizler'in varlığını inkâr edemiyor. Devriyeler, isyanları bastırmak için sınırların dışına çıkıyor. Lena, giderek daha tehlikeli bir yere dönüşen Yabanıl'da hayatta kalmaya çalışırken en yakın arkadaşı Hana, yeni belediye başkanının nişanlısı olarak güvenli ve sevgisiz bir geleceğe hazırlanıyor.

İki eski arkadaş, sınırın iki yanında farklı hayatlar sürüyor. Ta ki hikâyeleri birleşene dek.
"Bu kitabı okumaya başlamadan önce cep telefonlarınızı kapatın ve planlarınızı erteleyin. Çünkü bir kez okumaya başladınız mı duramayacaksınız. Müthiş bir distopya."   -Kirkus-

Hayatımda ilk defa ilk kitabını okumakta zorlanıp devamının bitmesini istemediğim bir seri ile tanışmış oldum. Final kitabı ikinci kitabı da aşmış durumda. Hala ilk kitap bu kadar sönük olmayabilir miydi diye düşünüyorum. Ama her kitapta yazar farklı anlatımlar denediğine göre o da yakaladığı müthiş hikayenin sönük kalmasından korkmuş gibi geldi bana.

Kitaba gelecek olursak; bu seferde ikili anlatım tercih etmiş yazar. Bölümler Hana ile Lena arasında gidip gelirken soluksuz okudum resmen. Tedavi olmuş ve olmamış iki yakın arkadaşın bakış açısı çarpıcı. Hangisi daha şanslı bol bol düşündüm. Her şeye sahip olan Hana'nın yaşadıkları mı yoksa hiç birşeyi olmayan Lena'nın evrimi mi? Spoiler vereceğim ama değinmeden edemeyeceğim. Ben zaten ilk kitapta Alex ile Lena'nın başına gelende Hana'nın parmağı olduğundan şüphelenmiştim. 

Gerçi Hana'ya kızamadım çünkü hayatları çok farklı gelişebilirdi. Alex ile Julian arasında kalmasını çok sevemedim Lena'nın.. Gerçi başka çaresi de yoktu ya neyse.. Alex yine asaleti ile beni benden aldı. Ancak finalde hikaye bitmemiş yeni başlamış gibi hissettim. Devamı gelse süper olurdu. Çünkü ana karakterlerin yaşamının bundan sonra ne olacağı muallakta kalmış. 

Lena'nın annesi ile yeniden tanışması geçte olsa mutlu etti beni. Birde Kuzgun var ki.. Dediğim gibi hikaye kesinlikle devam edecek gibi kalmış. Direnişe gelirsek, duvarları yıkmak muhteşem bir his olmalı ancak bir duvarın yıkılması ile direniş kazanılmaz. Bu da aslında neden devam etmesi gerektiğinin bir diğer işareti...

Serinin Novellaları 'Annabel', 'Alex', 'Raven' ve 'Hana'.. Zamanında çevrilmiş olsa kitapları okurken daha keyif alabilirdik. 'Alex ve Hana ' ikinci kitaptan önce çıkmış. Bizse okurken kitabın sonuna kadar başlarına ne geldiğini bilmiyorduk. 

Bu arada Requiem anlamı Hristiyanlıkta ölümden sonra ruhun kurtuluşuymuş.
Sonuçta seriye bayıldım. 

Delirium Serisi
0,5) Annabel
1) Delirium
1.1) Alex
1.5) Hana
2) Pandemonyum
2.5) Raven (Kuzgun)
3) Requiem







2016/11/07

Pandemonyum Kitap Yorumu


pandemonyum lauren oliver d&r ile ilgili görsel sonucu

Pandemonyum - Lauren Oliver
Puanım 5/4,5

Nefret, Ağacı Saran Mantar Gibidir Besler, Ama Aynı Zamanda İçini Çürütür

"Önceki adın neydi?" diye soruyorum. Kuzgun donakalıyor. Sırtı bana dönük. "Yani, Yabanıl'a gelmeden önceki?" diye devam ediyorum. Kız bir an öylece duruyor. Sonra bana dönüyor. Feneri aşağıda tuttuğu için yüzü karanlıkta. Gözleri ay ışığında parıldayan kapkara iki taş gibi, yansımalardan ibaret. Alçak ama sert bir sesle, "Buna hemen alışsan iyi olur," diyor. "Eskiden yaşadığın hayat, tanıdığın insanlar, hatta eski sen... Hepsi toz oldu." Başını iki yana sallıyor ve daha kararlı bir tavırla, "Öncesi yok..." diyor. "Yalnızca şimdi var. Ve bundan sonra olacaklar."

"Bir zamanlar öyle bir kızdım: Sendeliyor, dibe batıyordum. Işık ve boşluğun içinde kaybolmuştum. Geçmişim tamamen silinmiş, çamaşır suyuyla temizlenip bembeyaz edilmişti. Ama insan herhangi bir şeye tutunarak gelecek kurabilir. Küçücük bir parçaya, bir ışık hüzmesine. Yavaşça, adım adım ilerleme arzusuna. İnsan harabelerden, içini ferahlatacak bir şehir inşa edebilir."


İlk kitap yorumumu okuyanların bileceği gibi, devamı için hiç heyecanlı değildim. Hatta aralarda başka kitaplar okudum. Ancak ikinci kitabı elime almamla bitirmem arası çok kısa. Bir yazar devam kitabında kendini nasıl bu kadar aşabilir anlamış değilim. Böyle olacağını tahmin etmiş olsam ilkini daha hızlı okuyup ikinciye geçerdim.

İkinci kitapta distopyanın ve direnişin resmen dibine vurduk. Bayıldım. Tek kusuru Alex'in son sayfaya kadar olmamasıydı. Hatta öyle bir duruma geldi ki hikaye olsa mı olmasa mı bilemeyecektim. Neyse ki Alex'e olan sadakatim ağır bastı ve kuvvetli bir oley!! ile bitirdim kitabı. Birde beklediğim ancak bulamadığım ikinci karakter Lena'nın annesiydi. Keşke hikayesine giriş olsaydı.

Onun dışında yeni eklenen karakterlere bayılmakla birlikte, Lena'nın kaçtığı ailesi ve Hana 'yı merak ettim. Yabanıl hayatı tam hayal ettiğim gibiydi. Hikaye önce ve sonra arasında gidip gelmiş ki bu konsepti de sevdim. Acaba ilkinde olsa daha akıcı olur muydu? 

Beklenti düşük başlayıpta çok beğendiğim kitapları ayrı seviyorum. Son kitabı okumak için sabırsızlanıyorum.

* Pandemonyumun anlamı bütün şeytanların bulunduğu yer, cehennem...

2016/11/02

Delirium - Lauren Oliver Kitap Yorumu


deliryum lauren oliver ile ilgili görsel sonucu
Delirium - Lauren Oliver
Puanım 5/3,5

Aşk tedavisinden sonra sonsuza dek mutlu ve güvende olacağımı söylediler. Ve ben, onlara hep inandım. Şimdiye dek. Şimdi artık her şey değişti. Artık, bir yalanın baskısı altında yüzyıl yaşamaktansa, aşk hastalığıyla geçireceğim kısacık bir ömrü tercih ederim.

Bu kitabı bu kadar geç okuma nedenim hakkında ki yorumlardı. Sevmedim, çok kötü, bayıldım arasında geçen yorumlardan sonra soğumuştum. Ama bir yandan da özgün konusundan dolayı merak ediyordum. Kafamda oluşan ise gelecek zamanda yada uzayda bir yerde insanların ultra modern aygıtlarla aşkı vakit kaybı gördüğü için tedavi ettiği fln gibi distopyalardı.

Kitabı okuyanlar bana çok gülüyordur zira okurken bende kendime bir tarafımla güldüm. İşin iyi yanı ise beklentimin çok düşük olmasıydı. Öncelikle konusunun özgün olduğunu vurgulamalıyım ancak Delirium diye bir hastalık gerçekten varmış. Yazar onun semptomlarını aşka uyarlamış uyarlamasına da bence kitapta ki en büyük eksik, tedavinin aşk için uygulanıyor olduğu yanılgısıydı. 

Tedavi her türlü uç duygudan kurtulmak için uygulanıyor. İnsanların tercihleri, zevkleri değişiyor. Şehirde fazla gülmek, yüksek müzik dinlemek, onaylanmamış film izlemek hele çok affedersiniz! dans etmek kesinlikle kabul edilemez. Bu belirtileri gösteren insanların tedavilerinin tekrarlanması gerekiyor.

Bu durum tüm distopyalarda ve tiran yönetimlerinde olduğu gibi beni çıldırttı. Insanları mutlu ve güvende olmaları için tedavi ettiklerine inandırmışlar ancak sorgulamalarını gerektiren dürtüleri bastırılmış. Alın size 1. sınıf koyunlar sürüsü..

Kitap çok yavaş ilerliyordu. Belki de yazarın vermeye çalıştığı bu şehirde yaşayan insanların genel algı düzeyinin sakinliğidir. Ancak Lena henüz tedavi olmadığından dolayı bu algı duruluğuna sahip olması çok mantıklı gelmedi bana.
Lena hikayenin başında annesinin hastalığa kapılıp intiharının ardından sistemin gerekliliğine inanmış ve katı kuralları benimsemiş bir kız. İnsanların gözü üzerinde olduğundan dolayı hep çok dikkatli yaşıyor.

Ta ki aşkı bulana kadar. Ama o bile onun itaatsizliğini sağlayamayacak gibi görünüyor, geçmişte kendisinden saklanan sırrı öğrenene kadar.. Kitabın durgunluğu beni sıkardı ama bende aralıklı okuyabildiğim bir dönemde olduğumdan tölere edebildim ancak sonu beni ikinci kitap için heyecanlandırdı. Belki şu şehirden çıkınca hikaye hareketlenir.

Alex'e yer vermeden bitiremeyeceğim yorumumu.. O nasıl kendinden emin, sisteme karşı ve aşkı sahiplenmiş bir çocuktur öyle.. En sevdiğim karakter oldu kesinlikle kitapta.. Kitaba vereceğim maksimum puan 3 olurdu ama sonu ikinci kitaba şans vermek istememe neden olduğu için 3,5 oldu.


2016/10/19

Program Kitap Yorumu


program suzanne young kitap ile ilgili görsel sonucu

Program - Suzanne Young
Puanım 5/5

Hastalık: İntiharla Sonuçlanan Psikolojik Salgın
Tedavi: Silinen Anılar


Sloane kimsenin gözü önünde ağlamaması gerektiğini bilir; özellikle de intihar salgını tüm ülkeye yayılmışken ve böylesi bir tepki onun tek tedavi olan Program'a yollanmasına sebep olabilecekken. Sloane Program'dan dönen herkesin boş bir sayfaya dönüştüğünün farkındadır. Çünkü depresyonlarıyla birlikte anıları da gitmiştir.

Sürekli gözlenen duygularını gizlemek için elinden geleni yapan Sloane sadece James'le beraberken kendisi olabilmektedir. James ikisini de güvende ve Program'dan uzak tutmaya söz vermiştir, Sloane ise aşklarının her şeye dayanabileceğini düşünmektedir. Ama birbirlerine verdikleri sözlere rağmen gerçeği saklamak gittikçe zorlaşır; ikisi de günden güne zayıflamakta, depresyon sinsice ilerlemektedir. Ve Program Peşlerindedir. 


Kitaba bayıldım. Öyle akıcıydı ki, elimden resmen bırakamadım. Ancak okurken değişik duygular yaşadığımı belirtmeliyim. The Program Serisi 3 kitaptan oluşuyor. Diğer kitapları yayınlandığı için Pegasus'un bizi devamı için bekletmeyeceğini düşünüyorum.

Gençler arasında yayılan bir salgın sonucu 13 & 18 yaş aralığında ki gençler intihar ediyor. Hükümet bir proje ile bunun önüne geçmeye çalışıyor. Hastalık belirtisi gözlenen gençler, Programa altı hafta için alınıyorlar ve hastalıklı anıları siliniyor. Tedavi sonrası hepsi neşeli görünüyor ancak hayatlarının büyük bir kısmını hatırlamıyorlar. En yakın arkadaşları, aşık olduğu insanlar, nefret ettiği insanlar.. Kendisinin kim olduğunu bilmeme fikri diğer gençleri o kadar ürkütüyor ki Programa alınmadan intihar etmeye başlıyorlar.

Programa alınan Sloane'in Program öncesi ve sonrası yaşadıklarını soluksuz okudum. Program hakkında ki düşüncelerinde ona katıldım. Özellikle de kendi ailenin sana ihanet etmesi riski ama intihar edebilecek olması fikri ürkütücü. Hangisini seçerdim anılarımı kaybedip yaşamayı mı yoksa ölmeyi mi? Çok ikilemde kaldım ve karar veremedim. Sonuçta programın kesin sonucunun olduğu garanti değil. Program sonrası yaşadıkları da bunu anlatıyor zaten. Ayrıca hangi aile çocuğundan altı hafta ayrı kalır ki? Düşünsenize tacize uğrayabilir ve ona unutturulabilir. 

Birde öyle bir ortamdan bahsediliyor ki korkudan ağlayamayan, yas tutamayan bir gençlik zaten hasta olur. Ailesi ile tartışması hasta olduğu anlamına gelebilir. Yani günümüz lise çağı öğrencileri böyle bir ortama girerse hepsi Programa gönderilir. Onun için kesin bir fikrim oluşamadı.

program suzanne young kitap ile ilgili görsel sonucu

Klasik distopya kurgularından çok farklı ve özgün bir konuya sahip olan bu kitabı çok büyük bir keyifle okudum. Serinin devamını iple çekiyorum. 







2016/10/10

Tüm Sırların Sahibi Kız Kitap Yorumum


tüm sırların sahibi kız kitap d&r ile ilgili görsel sonucu


Tüm Sırların Sahibi Kız / M.R. Carey
Puanım 5/4
"Elimde Dünyanın Bütün Kötülüklerini Barındıran Bir Kutu Olsaydı Kapağını Azıcık Aralar Ve Seni İçine Sokardım. Sonsuza Dek De Açmazdım."

Her sabah Melanie'nin hücresine askerler giriyor. Biri üzerine silah doğrulturken, diğeri kızı tekerlekli sandalyesine bağlıyor; boyun, kol ve bacak kayışlarını sıkıyor… Ardından diğer çocuklara katılması için Melanie'yi sınıfa götürüyorlar. Ve bu her sabah böyle devam ediyor.

Ta ki bir numaralı denek, Doktor Caldwell'in laboratuvarına çağrılana dek…

Ve işte o gün, Pandora'nın ölü çocuklarının yeniden doğduğu gün olacak.

"Distopyaya deha dolu ve yaratıcı bir nefes daha katıldı." 
-Kirkus-

"Orijinal, gerilim dolu ve çok güçlü bir roman." 
-The Guardian-

"Ürkütücü, hızlı tempolu bir roman ama insanın kalbini ısıtan bir yanı da var." 
-Marie Claire-

"İnsanı şaşkınlığa uğratıyor. Son sayfasına kadar ne olacağını merak etmekten kendimi alamadım. İnsan olmanın ne demek olduğunu sorguladım. Mükemmel." 
-Naomi Alderman-

"Mükemmel bir sonla taçlandırılmış, sürükleyici bir roman." 
-Samantha Shannon- 

"Şoke edici sonuyla tam bir şaheser." 
-Fabulous Sun Magazine-

"Hem duygu hem de gerilim dolu harika bir roman." 
-Mindfood-

"Bu yıl yalnızca bir kitap okuyacaksanız bunu okuyun." 
-Martina Cole-

'The girl with all gifts' filminin vizyona girmesi ile ilgimi çeken bu kitabı oldukça beğendim. Distopyalara ayrı bir tutkum olduğu malumunuz, bu kitapta umarım seri olmaması ile bu alanda yazılmış gayet başarılı bir kurgu. Hikaye akıcı olmasına rağmen özellikle Dr. Caldwell'in anlattığı kısımları okurken sıkıldım. Fazla teknik detaya girmiş bana göre.. Onun dışında beş farklı anlatıcı olmasına rağmen ana karakter Melanie!

Melanie karakterini çok sevdim. İnsanlığın neredeyse sonunu getiren bir virüs ile tüm insanlar acıkmışa dönüşüyor. Bir çeşit zombie oluyorlar. Düşünemeyeni konuşamayan sadece beslenen bu yaratıkları avlarken bir gün bazı çocukların farklı davrandığını fark ediyorlar. Virüsün tedavisini ya da aşısını arayan bilim kadını Caldwell kurduğu üste bu çocukları incelemeye başlıyor. 

Kendisinin bir acıkmış olduğunun farkında olmayan Melanie ise okul sonrası büyük şehire taşınmayı hayal eden bir kız. Denek olarak beyninin incelenmesi yapılacakken üssün uğradığı saldırı ile değişen şartlar ve rollerle hayatta kalma öykülerine bayıldım. İnsanlığın bitişi, şehirlerin boşalması ve medeni insanlar ile vahşi insanlar arasında ki savaşlar enteresan düşünülmüş. 

Sevemediğim karakter Dr. Caldwell'i aslında hikayenin sonlarında anlamaya başladım ancak bu yinede ona sempati beslememi sağlamadı. Kimbilir belki de herkesin bilime kendini adayamama nedeni vardır. Sonuçta tüm insanlık için fedakarlıklar yapılabilir ancak fedakarlığı yapan sen değilken bunun etikliğinin ya da uygunluğunun kararını kim verebilir ki? 

Ben kitabı okumadan önce filmi ya da fragmanını izlemedim ve hiç bir beklentim yoktu. Sanırım bu yüzden de beğendim. 




2016/06/23

Winter Kitap Yorumu



Winter - Marissa Meyer
Puanım 5/5

Bu masallarda mutlu sonu kadınlar yazacak!

Ay halkı, yüzündeki yara izlerine aldırmadan zarafeti ve nezaketiyle hepsini büyüleyen Prenses Winter'a hayrandı. Herkes, genç Prenses'in, üvey annesi Kraliçe Levana'dan çok daha nefes kesici bir güzelliği olduğunu düşünüyordu. Winter, üvey annesinden pek hoşlanmıyordu. Eh, bunda Levana'nın, genç ve güzel Prenses'in çocukluk arkadaşı ve yakışıklı saray muhafızı Jacin'e duyduğu hisleri onaylamamasının da etkisi vardı tabii. Ancak Winter, Levana'nın sandığı kadar zayıf biri değildi ve yıllardır üvey annesinin isteklerini görmezden gelmeyi başarmıştı.

Winter, sayborg mekanik ustası Cinder ve arkadaşlarıyla birlikte belki de büyük bir devrim başlatacak ve uzun süredir gizliden gizliye süren bir savaşı nihayete erdirecekti. Cinder, Scarlet, Cress ve Winter; Kraliçe Levana'yı alt edip kendi mutlu sonlarını yazabilecek mi? "Ay Günlüğü" serisi sona erdi. Artık hiçbir masalda böyle bir tat bulamayacaksınız. Kendi masalınızı yaşasanız bile.


Bir seriyi daha bitirmiş olmanın huzurunu yaşıyorum. Winter, gayet yüksek sayfa sayısına rağmen her sayfası gelişen olaylarla dolu, kendini tekrar etmeyen kurgusu sayesinde kolayca okuyup bitirdiğim bir kitap oldu. 

Winter, kötü kraliçenin kendisinden daha güzel olan kızı. Sihrini kullanmayı yanlış bulduğu için, ay hastalığına tutulmuş ve delirmiş bir kız. Onun çatlak hallerine bayıldım. Karakteri o kadar naif ki.. İyiliğini ne olursa olsun kaybetmeyen ve en ihtiyaç duyulan anda cesaretini kuşanabilen karakteri sayesinde halkın sevgili prensesi. Asil kandan olmamasına rağmen..

Sonunda Levana'nın acıklı! sonunu görebildiğim için çok mutluyum. Bu kitap tamamen Ay ülkesinde geçiyor. İnsanlar arasında ki sınıf eşitsizliğinin en yoğun yaşandığı bu distopya da devrime şahit oluyoruz. Peki, gerçekte Kraliçe olmak istemeyen Prenses Selene devrimi gerçekleştirebilirse mutlu olacak mı? Tüm karakterlerin içinde olduğu bu hikaye tam olarak final kitabına uygun olmuş. 

Kahramanlarımız sonsuza kadar mutlu yaşayacak mı bilemem. Son günlerde masalların sonrası adı altında yazılar çok okudum. Prens TV'de maç izlerken çocuk büyütüp temizlik yapan Pamuk Prenses gibi.. Bu kurguda ki prensesler gerçekten prensese çok benzemiyor ama aslında tam olarak prensesler.. Neticede seriye de final kitabına da bayıldım. Masalsı aşk romanlarının aksiyon halini seviyorsanız tavsiyemdir. 

Seri Sıralaması
1) Cinder
2) Scarlet
3) Cress
4) Levana
5) Winter













2016/05/11

Toz - Sam Hawkins Kitap Yorumum



Toz - Sam Hawkins
Puanım 5/5

Dönüp baktığında, ondan geriye 
bir avuç toz kaldığını gördü... 
Bu bir hayal miydi? 
Yoksa bir kâbus mu? 

Olağanüstü yetenekleri yüzünden odasına kapatılmasının üzerinden tam altı hafta geçti. Annesine göre Genie, şeytan tarafından ele geçirilen, günahkâr bir kızdı ve normal bir yaşamı hak etmiyordu. 

Herkesin korktuğu güçleri, Genie'ye kaybolan çocuklara dair imgeler göstermeye başladığındaysa, her şey daha garip bir hal aldı. Genie, cevapları aramak üzere çıktığı yolda, var olmaya dair yeni ve hepsinden daha önemli bir soruyla karşılaşacaktı: Bedenlerimizin dışında bir yaşama başlamak mümkün müydü?

Tanıtım yazısını okuduğumda aklımda oluşan senaryolarla hiç bir benzerlik göstermeyen bir kurguya sahip. Daha fantastik bir kurgu bekliyordum, içinde barındırdığı astral seyahat tarzı güçlere sahip bir kızı anlatmasına rağmen fantastik değil bilim kurgu tarzında yazılmış. Repossession serisinin ilk kitabı ki zaten öyle bir yerde bitti ki devamı gelmek zorunda..

Yazar, teşekkür notunda her yıl Kanada'da kaybolan 12000 çocuktan haber alınamadığını ve bu istatistik üzerine bu hikayeyi kurguladığını söylemiş. İnanılmaz bir rakam, on iki bin çocuk sırra kadem basıyor. Bu bilgi ışığında okuduğum kurgu daha inanılır geliyor. Başlarına gelenler bire bir olmasa da, deneyler için kullanılma ihtimalleri yüksek.

Hikayenin konusuna gelirsek, Spurlake adında ki küçük bir kasaba da neredeyse her hafta bir çocuk kaybolmaya başlıyor. Rahip ve gönüllü insanlar her hafta toplanıp dualar ediyor ve arama hatları, gönüllü araştırma ekipleri kurulsa da ne polis ne de herhangi biri bu konuda fikir sahibi.. 

Ana karakterimiz Genie, ailesinden gelen özel güçlere ve nefret dolu bir anneye sahip. Munby soyundan geliyor ki bunun anlamı henüz tam olarak açıklanmasa da bir şekilde insanlar lanetli olduğuna inanıyor. Rahibin annesine kızının şeytanın gelini olduğunu söylemesi üzerine, odası bir hücreye çevriliyor ve orada bir çeşit işkenceye maruz kalıyor. 

Sevgilisi ve kahramanı Rian ise, onu kurtarıyor. Birlikte kaçmaları büyük bir sel olayına denk geliyor. Zor hayatta kalsalar da kaçışları kolaylaşıyor. Bu ikili, Ganie'nin özel güçlerinin de yardımı ile kayıp çocuklarla ilgili çok önemli bilgilere ulaşıyor ve sıranın kendilerinde olduğunu öğreniyorlar. 

Kimseye güvenemeyecek olan 15 yaşında iki çocuğun, hayatta kalma ve gizemleri çözme mücadelesine bayıldım. Kurgu son derece gerçekçi ancak bir o kadar da akıl almazlık sınırında kalmış. Çocuklara neler olduğu ile ilgili tanıtımda bir şey yazmamışlar ben o yüzden kendim okurken inanılmaz zevk aldım. Size de özellikle anlatmadım ki aynı zevki alabilin. Bu arada konuyu anlattığım bölüm için spoiler vermedim zaten ilk 30 sayfa içinde bunları vermiş. Yazarın anlatımı inanılmaz akıcı, sırada ne var acaba derken kitap bitiverdi. Serinin devamını heyecanla bekliyorum.

Alıntılar 
Fanatik kadınlar kapısının önüne gelip ona tükürüyor, küfürler savurarak
bağırıyorlardı. Kadınlardan biri yemek getirdiği sırada Genie’nin kolunu yakalayıp kızgın bir haçla Genie’nin çıplak kolunu dağlamaya çalıştı. Yüzüne karşı, “Şeytanın fahişesi!” diye bağırıyor, bir cadı gibi yakılması gerektiğini söylüyordu.

“Bilimkurgunun sorunu ‘insanların her şey için bir çözüm olduğuna inanmalarını' sağlaması. Oysa öyle değil. Işınlanmayı ele alalım. Bu düşündüğün sadece sihir. Gerçekleşmesi mümkün değil.''

“Tanrı’yı bu işe karıştırmayın. Beni oraya kapatan, o insanların bana lanetler okuyup tükürmesine neden olan da Tanrı’ydı.”

“Ama dokunamayız, seni hissedemem. Rüzgârı ya da yağmuru hissedemeyiz. Hiçbir şeyin kokusunu alamayız. Ve biliyorum, bu aptalca ama bir şeyleri hissedebilmeyi çok özlüyorum,Rian. Biz sadece varız. Bunu açıklayamam. Yapabildiğimiz birçok süper şey var ama senin nasıl koktuğunu bilmiyorum.”

“O benim başıma gelen en güzel şey. Beni seviyor. Bende onu seviyorum, anne. Bana istediğin kadar bağır, benden nefret et. Ama ben seçimimi yaptım.”

Şu anda Fortress’te yaptıkları şey, bu bilim insanlarının başardıkları şeyler kadar önemli. Bilimin yüzde doksanı deney, yüzde onu ise şanstır. Eğer Fortress bu başarıyı kamuoyuna açıklarsa, kesinlikle Nobel ödülünü alır.”

Anlaşılan, Doktor Frankenstein yarattığı canavarı sevmişti.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;