Martı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Martı Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017/01/04

Yalnız Cadı Kitap Yorumum


yalnız cadı kitap yorumu ile ilgili görsel sonucu

Yalnız Cadı - Ruth Warburton
Puanım 5/4

Kalbin paramparça olduğunda nereye sığınırsın?

Anna için bu sorunun tek bir cevabı var. O da geçmişine gidip annesi, gerçek kimliği ve yeteneği hakkındaki bilinmeyenleri ortaya çıkarmak. Ancak yaşanmışlıkları kurcalamaya başladıkça annesinin, tahmin ettiğinden çok daha karanlık bir kaçış nedeni olduğunu görmeye başlıyor. 

Diğer taraftan cadı klanları hız kesmeyen bir savaşın içine Anna'yı da çekmek istiyorlar. Anna ise hayatının aşkı Seth tarafından terk edilmenin ve en yakın dostu Abe'in ona karşı hissettiği duyguların karmaşası içinde. Er ya da geç, dostları ile düşman cadı klanları arasında bir seçim yapmak zorunda kalacak. Ve tabii aşk ile büyü arasında da!

"Ruth Warburton, yine kaleminin gücünü konuşturmuş. Modern cadıların büyülü dünyasına kapılmamak imkânsız."
-Goodreads-

"Beklenmeyen, çarpıcı bir son! Ruth Warburton okurlarını son kitapta da mest ediyor."
-Amazon-

"Büyüyle bezenmiş bir romantizm, cesur kahramanlar, gizemli bir kasaba ve hayal gücünü zorlayan bir hikâye."
-The Bookseller-


Bu serinin en sevdiğim özelliği yazarın her kitapta kendini geliştirmesi.. İlk kitapta Anna sanki sıradan aşık bir kızdı da süs olsun diye cadı olmuş gibi bir hava vardı. Son kitapta ise cadıların ön planda olmasını çok sevdim. Hala tam olmamış diyebileceğim bir kaç nokta olsa da genel anlamda beğendim. 

Anna karakteri aslında genel anlamda kitap karakterleri ne hikmetse güçlerinin bir türlü farkında olamıyorlar. Gelmiş geçmiş en özel ve güçlü cadı olması beklenen kızın kurtulmak için sürekli diğer cadılara sığınması biraz can sıkmaya başladı. Neyse ki seri bitti de bu konuda daha fazla sinirlenemeyeceğim. 

Anna bu sefer annesinin peşinden Rusya'ya gidiyor ve kendi ile birlikte tüm takımını büyük bir tuzağa çekiyor. Bu arada kitabın adına bakarak hep Anna'nın yalnız kalmasını bekledim ama nafile.. Annesi ile ilgili daha fazla bilgi olabilirdi sonunda. Bu sefer ailelerinden uzakta macera yaşamaları, bol aksiyonu ve diğer kitaplara oranla fantastik unsuru daha bol bir kitap olduğu için sevdim. 

Kitabın en sevdiğim karakteri Abe oldu. Hırçın yapısıyla en dobra karakter diyebilirim. Yeni cadı Marcus ise nasıl bu kadar değişebildi anlamadım. Kesinlikle ters köşeydi. 

Sonunda ise benim hayalim her ne kadar farklı olsa da enteresan bir son olmuş.


Seri Sıralaması;
2) Aşık Cadı
3) Yalnız Cadı


2016/08/31

Aşık Cadı Kitap Yorumum


aşık cadı ile ilgili görsel sonucu

Aşık Cadı - Ruth Warburton
Puanım 5/3,5

Aşk ve büyü birbirine karıştığında hangisinin gerçek olduğunu kim bilebilir? Seth'in aşkına ısrarla inanmayan ve onun büyünün etkisinde olduğunu düşünen Anna, gücünü yok saymaya ve sıradan insanlar gibi yaşamaya yemin etmişti. Ama büyünün de tıpkı aşk gibi kontrol edilemeyeceğini unutuyordu.

"Büyüyle bezenmiş bir romantizm, cesur kahramanlar, gizemli bir kasaba ve hayal gücünü zorlayan bir hikâye."
-The Bookseller-

"Büyüyle bezenmiş bir romantizm, cesur kahramanlar, gizemli bir kasaba ve hayal gücünü zorlayan bir hikâye."
-The Bookseller-

"Müthiş bir romantizm."
-The Times-

"Ruth Warburton, yine kaleminin gücünü konuşturmuş. Modern cadıların büyülü dünyasına kapılmamak imkânsız."
-Goodreads-


Yine çok hızlı okuduğum ve detayları ya da genel akışı ile kafamda cevaptan çok soru işareti bırakan bir kitap oldu. Klasik cadı tarihinden alınan bir örnekle günümüzde bir cadı mahkemesi oluşturdular ki.. Bilemedim. Yine oluşturulmaya çalışan bir aşk üçgenimsi bir durum var ki evlere şenlik.. 

Kitapları sevme nedenim dilinin akıcı olması, hemen bitmesi ve genelde pozitif bakış açısına sahip olması.. Ama Anna büyükannesinin kart vizitindeki kargayı nerede gördüğünü hemen anımsayamayınca ya da çok ciddi sonuçları olan tehditler karşısında önlem almayınca.. Kırmızı Başlıklı Kızı okuyoruz gibi bir duygu hissettim.

Aşk boyutuna gelirsek her şey çok güzel gidiyordu ama Anna nedense hala Seth'e yaptığı büyüde takılı kalmış durumda.. Eee insana demezler mi madem inanmıyorsun neden ilişkiyi kesmiyorsun diye.. Göz göre göre Seth'in evine yemeğe gitmesine ne demeli.. Çok basit bir kurgu yapısına sahip olduğunu düşünüyorum. 

Annesi ile ilgili biraz daha sır aydınlandı ki kalanını son kitaba sakladığını düşünüyorum yazarın.. Son kitabı için her hangi bir merak duymuyorum. Belki ilerde denk gelirse kafa dağıtmak istediğim bir dönemde okuyabilirim.


Seri Sıralaması;
2) Aşık Cadı
3) Yalnız Cadı



2016/08/29

Kasabada Bir Cadı Kitap Yorumum


kasabada bir cadı kitap yorumu ile ilgili görsel sonucu
Kasabada Bir Cadı - Ruth Warburton
Puanım 5/3,5

Aşk ve büyü bir kördüğüm olduğunda...

Anna, Winter kasabasındaki yeni evine taşındığında buranın biraz garip, hatta adeta büyülü göründüğünün farkındaydı. Fakat yine de biri gelip, ona kendisinin bir cadı ve gizemli yeni evinde bulduğu eski kitabın da bir büyü kitabı olduğunu söyleseydi, buna kahkahalarla gülerdi. Tabii, o muhteşem aşk büyüsünü denemeden önce. 

Okulun en yakışıklı çocuğu Seth Waters, Anna'nın karşısına geçip ona aşkını ilan ederken, doğru mu söylüyordu? 

Bu sırada, gittikçe büyü dünyasının çekimine kapılan Anna'nın gizli güçleri, kasabadaki cadılar konseyinin de dikkatini çekiyordu. 

Fakat konseyin kuralları, cadı klanları arasında bölünmelere yol açarak, kasabayı büyük bir savaşın eşiğine getirecekti. Peki, Anna hisleri ve geleceği arasındaki bu büyük savaşta, kalbinin sesini dinleyebilecek miydi?

"Büyüleyici bir aşk hikâyesinin yanı sıra, ölümcül güçlerin çarpıştığı heyecan verici bir roman. Ve Anna çok cesur… Serinin bu ilk kitabında romantizm, heyecanlı savaşlar ve büyüyü sevenleri bekleyen çok şey var."
-The Telegraph-

"Büyüyle bezenmiş bir romantizm, cesur kahramanlar, gizemli bir kasaba ve hayal gücünü zorlayan bir hikâye."
-The Bookseller-

"Müthiş bir romantizm." 
-The Times-

Martı yayınlarının tanıtımlarında gördüğüm ve çok merak ettiğim bir kitabı okumuş olmanın huzuru içindeyim. Kitabı hem beğendim hem beğenmedim. Öncelikle çok akıcı bir dille yazılmış ve olay kurgusu çok hızlı akıyor. Ama bazen fazla hızlı ve detaylara girmeden mi akıyor hissi uyandırdı bende.. Fantastik kitap tutkumu Tolkein'e borçluyum. Tabii onun gibi bir dehadan okuyup sevdiğim kurguların üzerine her kurguda aynı muhteşem dünyaları arıyorum ve ne yazık ki çoğunlukla hevesim kursağımda kalıyor.

Konusuna gelirsek, Anna annesini hiç tanımıyor o kadar ki babası bu konuda kesinlikle konuşmuyor. Hatta adını bile bilmiyor olabilir zira hiç geçmedi. Mükemmel bir baba kız ilişkileri var. Büyük şehirden küçük bir kasaba olan Winter'a taşınmaları ile başlıyor hikaye.. Evlerine ilk girdiklerinde hah dedim işte gotik bir ev kesin çok büyülü olaylar akacak burada.. Eh bir şeyler olsa da çokta etkileyici değildi. Yeni okulunda tanıştığı arkadaşları yatıya geldiğinde buldukları bir büyü kitabını okuyorlar ve klasik liseli kızların yapacağı gibi bir aşk büyüsü yapıyorlar. 

Spoiler verdiğimi düşünenler için bu kısım zaten hemen başlarda gerçekleşiyor. Tabii ki kızlarda işe yaramıyor ancak Anna'nın büyüsü tutuyor ve işler içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Yaptığını düzeltmek isterken kendini cadılar meclisinde buluyor. Bir de kötü cadılar meclisi var ki en sonunda da onları karşısına alıyor ve felaketler birbirini kovalıyor. Karaterleri genel olarak sevdim. Özellikle Seth'i.. Her ne kadar kötü çocuk izlenimi verilmeye çalışılsa da alakası yok...

Öncelikle kitabın konusu ilgimi çekmekle birlikte detaylar hakkında sıkıntılar vardı. Büyü dünyası çok gelişi güzel, üstünkörü geçilmiş ki zaten biz fantastik okuyucuları bu dünyayı merak ederiz. Klasik romantizm okumak istesek o tarzda kitaplara yöneliriz ki ben zaten okuyorum. Ama serinin devamına bir şans vermeyi düşünüyorüm. Aşık Cadı sırada ki kitabım olacak. Umarım onda olaylar biraz detaylanır...

Ruth Warburton ile ilgili görsel sonucu



Kitabın kapağını sevdim ki orijinali ile birebir aynı neredeyse.. Zaten hikayeyi merak etme nedenim kapağının güzelliğiydi. Her ne kadar yüz kullanılan kapakları genelde sevmesem de bunu beğendim. Winter Trilogy serisi 3 kitaptan oluşuyor.

Alıntılar
Seth Waters kesinlikle bugüne dek gördüğüm en yakışıklı çocuktu. Koyu kıvırcık saçları ve koyu renk gözlerinin yanı sıra yanık tenliydi; ama tüm bunların dışında ondan gözlerimi almama engel olan tarifsiz bir şey vardı.

Sıra bendeydi ama yapmak istemiyordum. Gerçekten, gerçekten bunu yapmak istemiyordum. Bu yanık kitapla, okunmayan tuhaf yazılarla ilgili uğursuz bir şeyler vardı.

Ama birinin ruhunu büyüyle değiştiremezsin, Anna. Bir insanı âşık edemezsin, gerçek aşk olamaz, böyle olamaz. Bana inanmanı nasıl sağlayabilirim? Tanrı aşkına! Seni sevmek istemiyorum, bunu göremiyor musun? Senden nefret etmek istiyorum. Ama yapamıyorum.

“Çocuk kendi başına nefes alabiliyor. Sanırım kurtulacak. Ama kız başaramayacak gibi geliyor.” Sislerin arasından duyduklarım bunlardı.










2016/05/11

Toz - Sam Hawkins Kitap Yorumum



Toz - Sam Hawkins
Puanım 5/5

Dönüp baktığında, ondan geriye 
bir avuç toz kaldığını gördü... 
Bu bir hayal miydi? 
Yoksa bir kâbus mu? 

Olağanüstü yetenekleri yüzünden odasına kapatılmasının üzerinden tam altı hafta geçti. Annesine göre Genie, şeytan tarafından ele geçirilen, günahkâr bir kızdı ve normal bir yaşamı hak etmiyordu. 

Herkesin korktuğu güçleri, Genie'ye kaybolan çocuklara dair imgeler göstermeye başladığındaysa, her şey daha garip bir hal aldı. Genie, cevapları aramak üzere çıktığı yolda, var olmaya dair yeni ve hepsinden daha önemli bir soruyla karşılaşacaktı: Bedenlerimizin dışında bir yaşama başlamak mümkün müydü?

Tanıtım yazısını okuduğumda aklımda oluşan senaryolarla hiç bir benzerlik göstermeyen bir kurguya sahip. Daha fantastik bir kurgu bekliyordum, içinde barındırdığı astral seyahat tarzı güçlere sahip bir kızı anlatmasına rağmen fantastik değil bilim kurgu tarzında yazılmış. Repossession serisinin ilk kitabı ki zaten öyle bir yerde bitti ki devamı gelmek zorunda..

Yazar, teşekkür notunda her yıl Kanada'da kaybolan 12000 çocuktan haber alınamadığını ve bu istatistik üzerine bu hikayeyi kurguladığını söylemiş. İnanılmaz bir rakam, on iki bin çocuk sırra kadem basıyor. Bu bilgi ışığında okuduğum kurgu daha inanılır geliyor. Başlarına gelenler bire bir olmasa da, deneyler için kullanılma ihtimalleri yüksek.

Hikayenin konusuna gelirsek, Spurlake adında ki küçük bir kasaba da neredeyse her hafta bir çocuk kaybolmaya başlıyor. Rahip ve gönüllü insanlar her hafta toplanıp dualar ediyor ve arama hatları, gönüllü araştırma ekipleri kurulsa da ne polis ne de herhangi biri bu konuda fikir sahibi.. 

Ana karakterimiz Genie, ailesinden gelen özel güçlere ve nefret dolu bir anneye sahip. Munby soyundan geliyor ki bunun anlamı henüz tam olarak açıklanmasa da bir şekilde insanlar lanetli olduğuna inanıyor. Rahibin annesine kızının şeytanın gelini olduğunu söylemesi üzerine, odası bir hücreye çevriliyor ve orada bir çeşit işkenceye maruz kalıyor. 

Sevgilisi ve kahramanı Rian ise, onu kurtarıyor. Birlikte kaçmaları büyük bir sel olayına denk geliyor. Zor hayatta kalsalar da kaçışları kolaylaşıyor. Bu ikili, Ganie'nin özel güçlerinin de yardımı ile kayıp çocuklarla ilgili çok önemli bilgilere ulaşıyor ve sıranın kendilerinde olduğunu öğreniyorlar. 

Kimseye güvenemeyecek olan 15 yaşında iki çocuğun, hayatta kalma ve gizemleri çözme mücadelesine bayıldım. Kurgu son derece gerçekçi ancak bir o kadar da akıl almazlık sınırında kalmış. Çocuklara neler olduğu ile ilgili tanıtımda bir şey yazmamışlar ben o yüzden kendim okurken inanılmaz zevk aldım. Size de özellikle anlatmadım ki aynı zevki alabilin. Bu arada konuyu anlattığım bölüm için spoiler vermedim zaten ilk 30 sayfa içinde bunları vermiş. Yazarın anlatımı inanılmaz akıcı, sırada ne var acaba derken kitap bitiverdi. Serinin devamını heyecanla bekliyorum.

Alıntılar 
Fanatik kadınlar kapısının önüne gelip ona tükürüyor, küfürler savurarak
bağırıyorlardı. Kadınlardan biri yemek getirdiği sırada Genie’nin kolunu yakalayıp kızgın bir haçla Genie’nin çıplak kolunu dağlamaya çalıştı. Yüzüne karşı, “Şeytanın fahişesi!” diye bağırıyor, bir cadı gibi yakılması gerektiğini söylüyordu.

“Bilimkurgunun sorunu ‘insanların her şey için bir çözüm olduğuna inanmalarını' sağlaması. Oysa öyle değil. Işınlanmayı ele alalım. Bu düşündüğün sadece sihir. Gerçekleşmesi mümkün değil.''

“Tanrı’yı bu işe karıştırmayın. Beni oraya kapatan, o insanların bana lanetler okuyup tükürmesine neden olan da Tanrı’ydı.”

“Ama dokunamayız, seni hissedemem. Rüzgârı ya da yağmuru hissedemeyiz. Hiçbir şeyin kokusunu alamayız. Ve biliyorum, bu aptalca ama bir şeyleri hissedebilmeyi çok özlüyorum,Rian. Biz sadece varız. Bunu açıklayamam. Yapabildiğimiz birçok süper şey var ama senin nasıl koktuğunu bilmiyorum.”

“O benim başıma gelen en güzel şey. Beni seviyor. Bende onu seviyorum, anne. Bana istediğin kadar bağır, benden nefret et. Ama ben seçimimi yaptım.”

Şu anda Fortress’te yaptıkları şey, bu bilim insanlarının başardıkları şeyler kadar önemli. Bilimin yüzde doksanı deney, yüzde onu ise şanstır. Eğer Fortress bu başarıyı kamuoyuna açıklarsa, kesinlikle Nobel ödülünü alır.”

Anlaşılan, Doktor Frankenstein yarattığı canavarı sevmişti.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;