Blog Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017/01/23

Kimyager Kitap Yorumu


kimyager stephenie ile ilgili görsel sonucu

Kimyager - Stephenie Meyer 
Puanım 5/3,5

“Meyer, tansiyonu hiç düşürmeden ve bilgi akışını kontrol altında tutarak okurun merakını ustalıkla, kitap boyunca en yüksek seviyeye çıkarmayı başarıyor… İnsanlar sadece Meyer’in kitaplarını okumak istemiyor; kitabın içine girip orada yaşamak istiyorlar.”  —Lev Grossman, Time

“Meyer ışık saçan bir berraklıkla yazıyor, okurların ve paylaştıkları düşün arasına asla girmiyor… O gerçek bir cevher.”
—Orson Scott Card, Ender Serisi yazarı

“Meyer, gösterişli üslup geleneklerinden ziyade ilişkilerle ilgileniyor…
Verdiği olumlu hayat dersi insanı yatıştırıyor.”
—Jeff Giles, Entertainment Weekly

“Stephenie Meyer romanlarını okumuyor, ilginç ve gerçekçi karakterleriyle birlikte adeta yaşıyorsunuz. Meyer okuyucuyu karakterlerin hayatına öyle bir sokuyor ki, onlar için duyduğunuz merak ve endişe bir noktada çaresizlik seviyesine ulaşıyor.”
—Ridley Pearson, White Bone yazarı

Kitabı sevdim mi yoksa sevmedim mi kararsız kalmıştım ancak hakkında yazılan yorumları okuyunca aslında sevmiş olduğuma karar verdim. O kadar yerden yere vurulmuş ki okumadan önce bakmış olsam okuyamazdım sanırım. Öncelikle bana göre yerden yere vurulacak kadar kötü bir kitap değildi. Zaten Stephenie uğraşsa da o kadar kötü yazamaz bence..

Daha önce ki kitaplarını okumuş ve kalemine hayran olmuş olan ben bu kitabı hiç duymadan rafta görüp direk aldım. Bu konuda da yayın evine biraz sitem edeceğim. Hiç mi gık denmez bir reklam yapılmaz. Her neyse ben arka kapak konu falan bakmadan başladım kitaba ve ilk başları inanılmaz yavaş geçti. Hem bir işkenceci olan Alex'in hayatının aksiyonlu gibi görünmesine rağmen gayet sıradan olması hemde anlattıklarının benim ilgi alanıma hiç girmemesi okuma hızımı da şevkimi de kırdı. 

Hayatına sorumluluk dediği kişilerin eklenmesi ile kitap okunur kıvama geldi. Duygusuz bilim insanı, devletin güvenlik teşkilatından kaçan ve zekası ile hayatta kalmayı başarmış olan ana karakter Alex'i sevdim. İşkenceci olması beni rahatsız etmedi çünkü kendimle özleştirdiğim bir karakter değildi. Önce kurbanı sonra ortağı olan Daniel ve Kevin'a ise bayıldım. Kitap yazarın diğer kitapları gibi fazla ayrıntıyla doluydu ki bu zaman zaman boğdu. Ayrıntılardan bazen akamadı ki aksiyon ağırlıklı olması gereken sahnelerde bile bunu yaşadım. 

Hikayelerde fazla eklenen bilimsel tabirler beni tamamen itiyor. Aşina olmadığım zehir isimlerini falan aklımda tutmuyorum her seferinde yeniden hatırlamam gerekmesi sıkıcı geliyor. Kitabın yazarı farklı olsa beğenim daha fazla olabilirdi çünkü özellikle Göçebe kitabından sonra yazarda beklentim çok çok yüksekti. 









2016/12/27

Kül Gibi Kar Kitap Yorumu


kül gibi kar sara ile ilgili görsel sonucu

Kül Gibi Kar - Sara Raasch
Puanım 5/4

Kalbi Kırık Bir Genç Kız.
Korkusuz Bir Savaşçı.
Geleceğin Kahramanı.

Meira hiç tanımadığı bir dünyayı kurtarabilecek mi?

"Kül Gibi Kar, baş döndürücü bir fantastik dünyadaki unutulmaz karakterleri anlatan, sayfaları hızla çevirmeme sebep olan, nefes kesici bir hikâye. Daha fazlasını istiyorum!"
-Morgan Rhodes-

"Yeni bir dünya, büyük bir macera ve ilk aşkın harmanlandığı benzersiz bir fantastik kahramanlık öyküsü."
-Booklist-


Kitabı okumadan önce hakkında hiç bir fikrim yoktu ve kurgusuna bayıldım. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen hayal gücü ve kurgusu hemen hikayenin içine çekti. Ancak dili biraz ağır kalmıştı. Olayların durağan geçişi ile aksiyona bağlanma süreci çok uzundu. Diyalogdan çok monolog şeklinde yazılmış olması da okuma hızımı düşürdü. Ancak ilk kitap olması bu hataları görmezden gelmeme neden oldu.

Kurguda ki dünyayı yöneten 8 Krallık var. 4 Mevsim ve 4 Ritim Krallığı.. Mevsim Krallıklarından Kış, ilkbaharın saldırısı sonucu yeniliyor ve 25 kişi haricinde her Kışlı esir düşüyor. Tabii Kraliçeleri de ölüyor. Özgür 25 kişi ise Krallığın ne iyisi askerleri ve 2 bebekten oluşuyor. Biri sağ kalması şart olan Prens Mather, diğeri de yetim kız Meira..

Meira ve Mather 16 yaşına geldiğinde askeri eğitim ile büyütülmüş ve krallıklarını geri almaya kararlı 8 kişilik bir orduya sahipler. Her krallığın büyüyü kullanmalarını sağlayan bir eşyası var. Kışın madalyonu Kraliçesi ölürken kırılmış ve alıkonuluyor. Bundan sonrası müttefik krallık arayışı ve halklarını özgür bırakma üzerine yazılmış. Tabii ki de aşkta var. Meira sonunda halkı için düşündüğünden daha değerli bir konumda olduğunu fark ediyor. 

Ana kurguyu ve fantastik dünyayı çok sevdim. Mather ile Theron (Müttefik Prens) arasında favorim Theron oldu. Mather'i sevmediğim anlamına gelmiyor ancak bence onun karakteri ve naifliği hikayeyi zenginleştirmiş. Yazar ilk başlarda ritim krallıklarında sihir olmadığını söylemişti ancak varmış. Bu da çeviri hatası mı yoksa yazar kendi kendini mi unuttu anlamadım.

Fantastik distopya sevenlerin beğenerek okuyacağı bir seri ancak bizlerin alıştığı akıcılıktan bir tık uzak olmuş.. ikinci kitabı 'Ice Like Fire' Buz Gibi Ateş'i umarım çabuk çevirirler..








2016/11/07

Baş Belası Yan Komşum Kitap Yorumum


baş belası yan komşum, ile ilgili görsel sonucu

Baş Belası Yan Komşum -  R.L. Mathewson
Puanım 5/4,5
Jason'ın, Haley'nin hayallerinin işini ve hayallerinin evini kâbusa çevirmesi uzun sürmemişti. Adam tam bir barbardı. İşte sürekli onun kendisinden kâğıt, kalem, kitap gibi şeyleri, hatta masasını "ödünç" almasıyla uğraşmak zorunda kalıyordu. Fakat evde işler çok daha kötüydü. Haley son beş yıldır, dışarıda asılı çamaşırlarına takılan ve evinin etrafına saçılan paintball toplarıyla, gürültülü müzikler ve partilerle, iki kez çiti tırmanıp Haley'nin havuzunda yüzmeye çalışan çıplak insanlarla, gecenin üçünde sarhoş bir halde oynanan basketbol oyunlarıyla, kadınların Jason'ın ön bahçesinde sinir krizi geçirmesine ve bazen pislik herif çıkıp onlarla ilgilenmeyi reddettiğinde onun bahçesinde kriz geçirmelerine katlanmıştı. 

Sürekli itilip kakılan taraf olmaktan bıkan Haley değişecekti ve işe komşusundan başlamaya karar verdiğinde hızla Jason'ın dünyasına çekileceğini hiç hesaba katmamıştı. Fakat onun bir planı vardı ve baş belası yan komşusunun cazibesine kapılıp oyununa gelmeye hiç niyeti yoktu.

Jason'ın beklediği son şey ise bahçesinden söktüğü alelade çiçekler yüzünden utangaç yan komşusunun kendini kaybetmesiydi. Kısa süre içinde onu kanatları altına almaya karar verdiğindeyse hayatına ne kadar rahatça uyduğunu fark etmeye başlamıştı. Artık tek yapması gereken tüm bunların bir oyun olmadığına onu ikna etmesiydi. 

Standart bir romantik komedi havası taşıyan bu kitaba bayıldım. Şapşallıkları o kadar doğaldı ki yer yer kahkaha attım. En güzeli de her iki ana karakterin ağzından yazılmasıydı. Dili akıcı, esprileri güncel (gerçi iki karakterin iletişimi espri olmasa da komik olurdu ya neyse), hikaye hareketliydi. Sizlerde romantik komedi seviyorsanız ya da benim gibi dram arası atıyorsanız seveceksinizdir.

Hikayeye gelirsek, Jason ve Haley hayatlarının çoğunu birlikte geçirmelerine rağmen hiç konuşmayan iki komşu.. Bu da utangaç Haley'in seçimi tabii ki... Haley kendi içinde mutlu ve huzurlu yaşamaya çalışırken, bir gün Jason bardağı taşırıyor ve olaylar içinden çıkılmaz bir hale geliyor. 

5 yıl sonra arkadaş olmaya karar veren ikili kesinlikle birbirlerine aşık olduklarını düşünmüyor. Birbirleri olmadan uyuyamıyor olabilirler ya da ortak zevkleri sayesinde hep dip dibe dolanıp diğerinin hayatına girecek insanları püskürtüyor da olabilirler, ancak birbirlerine aşık değiller.

Jason karakterine bayıldım. Bir insan bu kadar mı kendinden haberli, ukala ve bu kadar sevimli olur. Hele ailesi kesinlikle paha biçilemez. (Gerçekten açık büfelerden men alan bir insan olabilir mi?) Haley'in ise kendini geliştirmesini çok sevdim. Ailesine gelirsek, üst sınıf, sosyete züppelerine kafa tutmak kolay olmasa gerek..




2016/11/01

Alice Hakkındaki Gerçek Kitap Yorumum


alice hakkında gerçekler d&r ile ilgili görsel sonucu

Alice Hakkındaki Gerçek - Jennifer Mathieu
Puanım 5/3

Herkes Alice'in bir partide iki çocukla yattığını biliyor. Ama Brandon'ın kaza yaptığı sırada Alice ile mesajlaştığını biliyor muydunuz peki? Bu doğru. KİME İSTERSENİZ sorun!

Dedikodulara göre Alice tam bir sürtüktü. Bu, Healy Lisesi'nin tuvaletinde herkesin görebileceği şekilde yazıyordu. Ve okul takımının yıldız oyun kurucusu bir araba kazasında öldüğünde dedikodular kontrolden çıktı. 

Bu etkileyici çıkış romanında Healy Lisesi'nin dört öğrencisi; meşhur partiyi veren kız, araba kazasından kurtulan çocuk, eski en yakın arkadaş ve yan komşu, hepsi Alice hakkında bildiklerini anlatıyor. 

Peki, ama Alice hakkındaki gerçek tam olarak ne? İşin doğrusu bunu öğrenebileceğimiz tek bir kişi var: Alice'in kendisi. 

"Özgün karakterler hem popüler olma ihtiyacının ne kadar yok edici olabildiğini hem de adaletsizlik karşısında direnç gösterme becerisini 
şaşırtıcı derecede gerçekçi bir anlatımla gözler önüne seriyorlar. Kaçırılmaması gereken bir hikâye."    -Amazon Ayın Kitabı, 2014 Haziran-

"Laurie Halse Anderson'ın Konuş Benimle'sini sevenler, Mathieu'nun çıkış romanına bayılacaklar; gerçekçi ve tam on ikiden isabet!"  -Voya, Starred Review-

"Umut vadeden yeni bir kalemden, birisinin adına leke sürmek konusu üzerine yazılmış sert ve yüze tokat gibi çarpan bir çıkış romanı."   -Booklist-


Sürekli gördüğüm tanıtımları ile merak ettiğim bir kitaptı ancak her ne kadar akıcı görünse de okurken bir şey eksik duygusunu bir türlü atamadım üstümden.
Farklı karakterlerin anlattığı hikayede ana karakter Alice'e ise söz sonlarda çok az verilmişti. 

İnsanların ön yargılarını, popüler olma ihtiyacı yüzünden kaybettikleri ahlak değerlerini ve vicdan muhasebelerini güzel işlemiş olsa da, aralara Alice'in kendi duyguları da eklense daha iyi olurmuş. Herkes sürekli kız hakkında birşeyler söylüyor ve yaşadıkları dışlanmanın da ötesine geçiyor ki bu tarz dramları severim ama üçüncü kişilerden okuyunca aynı duygu akışını yaşayamadım.

Okumasam da bir şey kaybetmeyeceğim bir kitap olmasına rağmen kendine has bir havası olduğunu kabul etmek gerekir. Yazar her ne kadar üçüncü anlatımlarda kendini tekrarlasa da özgün düşünce tarzından dolayı üç puan verdim. Zaten kısa bir kitap olduğu için boş zamanlarda okunabilir.








2016/09/22

Buz İkizler Kitap Yorumum


buz ikizler ile ilgili görsel sonucu
Buz İkizler - S.K. Tremayne
Puanım 5/5

Birbirinin tıpatıp aynısı 6 yaşındaki ikiz kızlarından Lydia balkondan düşerek ölünce, Sarah ve Angus Moorcroft çifti yeni bir başlangıç yapma umuduyla İskoçya'nın küçük bir adasına taşınır.

Küçük kızları bir gün, "Neden bana Kirstie deyip duruyorsun anne? Kirstie öldü, ben Lydia'yım" dediğinde ise dünya tekrar başlarına yıkılacaktır.


Bu gerçekten mümkün olabilir miydi? Sarah ve Angus ikiz kızlarını karıştırmış mıydı? Sapsarı saçları ve buz mavisi gözleriyle birbirinin kopyası olan kızlarından hangisi ölmüştü?
İngiliz Sunday Times'ın 1 Numarası! Nefes kesen bir gerilim, akıl almaz bir final... Washington Post'un Hollywood'a Önerisi!

"Hem gizemli bir gerilim romanı hem bir hayalet hikayesi. S. K. Tremayne mahlasını kullanan Londralı gazeteci ve çok satan romanların yazarı, bütün unsurları ters-köşeler, içgörüler ve ürpertici anlarla kurgulayarak, okuyucunun her sayfadan tat almasını mümkün kılmış. Dokunaklı finaliyle Tremayne'in ustaca yazdığı bu roman, sinema filmine dönüşmesi halinde de çok başarılı olacaktır."  -Washington Post-


"Tek yumurta ikizi kız kardeşlerden birinin ölümü ve bunun ailede yarattığı etkileri anlatan tüyler ürpertici bir hikaye… Sır ve yalanlarla dolu bu psikolojik gerilim, okuyucuları son sayfaya kadar tutsak edecek."
-Library Journal-


"Buz İkizler'in kavrayışı, temposu ve atmosferi son derece etkileyici… Aynı zamanda son gerilim romanları arasında en akıllıca finale sahip."-
-Sunday Times (UK)-


"Ürpertici ve son derece zorlayıcı… Soğuk ve tüyler ürperten klostrofobik ada sınırları içinde geçen hikaye, sarsıcı ve inanılmaz yoğun bir finale doğru evriliyor."
-The Sunday Mirror (UK)-



Psikolojik gerilim ile hayalet kurgu arasında çok iyi bir denge kurmuş yazar. Her an bir köşeden hayalet fırlamasını beklerken bir yandan da ağır depresif olan karakterlerin iç dünyası olduğunu düşündüm. Sonunda ise her iki şekilde de yorumlanacak bir şekilde bırakmış.

Birbirinin tıpatıp aynısı olan kızlarından biri ölünce hayatta kalan kardeşin söylediğini kabul etmek zorunda kalıyorlar. Öyle ki DNA testi bile bu durumda belirleyici olamıyor. Bunun üzerine kendi acısında boğulan anne, kız ve eş çareyi taşınmakta buluyorlar. Halk arasında perili ev olarak adlandırılan küçük bir adada ki tek eve yerleşiyorlar ancak sorunlar burada daha da büyüyor.

Birbirinden nefret eden iki eş ve hayatta tutmaya çalıştıkları küçük kızlarının yaşadığı problemleri yazar çok iyi geçiriyor. Her ebeveynin bir gözdesi olduğu vurgulanmış ancak ikizleri arasında nasıl böyle bir ayrım yapabildiklerini anlamadım. Sarah'ın yasını tuttuğu en sevdiği kızı öyle ki hayatta kalan kızı annesinin kendisini daha çok sevmesi için ölen kardeşinin kimliğini alıyor. Angus ise durumu dengeleme çabasında karısı tarafından çok büyük bir yanlış anlaşılmaya maruz kalıyor. 

Bitmeyen suçluluk duygusu altından ezilen çiftin hayatta kalma mücadelesi ve yaptıkları hatalar üzerine olan bu kurguyu, akıcılığını, gizem unsurunun bol bol olmasını ve ters köşelerini çok sevdim.


buz ikizler ile ilgili görsel sonucu


2016/09/19

Kızım Kitap Yorumu


kızım jane shemilt ile ilgili görsel sonucu
Kızım - Jane Shemilt
Puanım 5/3,5

Asla ağlamaz. 
Sonbaharı çok sever. 
Bunu onlara söylemek istiyorum. 
Dökülen yaprakları çocuk gibi toplayıp saklar. 
O sadece bir çocuk. 
Bulun Onu.

Ünlü ve yakışıklı bir beyin cerrahıyla evli olan Jenny Malcolm, başarılı bir doktor ve üç çocuk annesidir. Mutlu, samimi bir ailedirler ve her şey yolunda gitmektedir. Fakat evin en küçüğü olan on beş yaşındaki güzel Naomi bir tiyatro gösterisinden sonra bir daha asla eve dönmeyince Malcolm ailesinin dışarıdan ideal görünen hayatı dağılmaya başlar. Genç kız âdeta buhar olup uçmuş, ailesi şaşkınlık ve acı içinde kalakalmıştır. Ancak aramalar hiç sonuç vermediği için olay giderek soğumaktadır. Her şeyi göze alan Jenny içinse araştırma henüz başlıyordur. Bulduğu şey çok rahatsız edicidir; güvendiği, tanıdığını sandığı ailesinin, özellikle de Naomi'nin büyük sırları vardır. İpuçlarını birleştiren Jenny yetiştirdiği kızdan çok farklı biriyle tanışacaktır. Kayıp kızını bulmayı saplantı haline getiren bir annenin yürek parçalayan, gerilim dolu yolculuğunun unutulmaz hikâyesi… Bu kitabı okuduktan sonra en yakınlarınıza bile daha dikkatli bakmak isteyeceksiniz.

"Çocuğunun kaybolması her annenin kâbusudur. Fakat bu kitapta basit bir kaçırılma gibi görünen olay kısa sürede çok daha karmaşık ve şaşırtıcı bir hal alıyor. Jane Shemilt, elinizden bırakamayacağınız bu romanı gerilim katmanları halinde kaleme almış."
-Tess Gerritsen-

"Genç bir kızın ortadan kayboluşunu konu alan bu merak uyandırıcı gerilim romanı hepimize çok tanıdık gelen bir duyguyu irdeliyor; çalışan annenin yaşadığı suçluluk duygusu…"
-Woman & Home-

"Bu kitaba kesinlikle bayıldık. On beş yaşındaki kızları bir gece ortadan kaybolduktan sonra hayatı bir anda altüst olan bir doktor ve ailesinin hikâyesi. Bu müthiş kitabın, yazarın çıkış romanı olduğuna inanmak çok zor." 
-Judy Finnigan-

"Nefes kesici bir gerilim romanı olmasına rağmen bir anne ve babanın sevgisine de son derece derin, yumuşak ve şefkatli bir bakış açısıyla yer verilmiş." 
-Tessa Hadley-

Psikolojik gerilim seven okuyucuların ve usta yazarların beğenisini almış olan bu kitabın dilini, akıcılığını, ana karakterin yansıttığı duyguları ve samimiyetini çok sevdim. Yazarın geçmiş ve bugün arasında ki geçişleri çok dozunda, merak unsuru ustalıkla işlenmiş. Elimden bırakmadan bitirmek istesem de iki günde bitti. Hep bir sonra bir önce nasıl yani diye gidip gelen hikayede beni hayal kırıklığına uğratan tek konu sonu oldu. 

Ana karakter Jenny, hayatını müthiş dengelemiş, çalışan bir kadın. Çocukları, eşi ve kariyeri arasında hobisi olan resimede zaman ayırabilen, günü dolu dolu hiç durmadan yaşayan ve aslında sürekli yorgun olsa da asla şikayet etmeyen Jenny, bir gece kızı eve gelmeyince bu mükemmellik tam ortasından dağılıyor. Polisle birlikte tüm ipuçları araştırılıyor ancak bir yıl sonra hala hiç bir iz yok. 

Bu arada kızının kaybolması ile ikiz olan oğullarınında problemleri olduğunu, evliliğinin ise bitmiş olduğunu fark eden Jenny, alt üst olan hayatını askıya alıyor. Gerçekler ise sonunda ortaya çıkıyor ki yazar ters köşe yapmak istemiş ama ben finalini hiç sevemedim. Bundan sonrası kesinlikle spoiler içerecek ancak takıldığım noktaları yazmak zorundayım.

Öncelikle Jenny klasik çalışan kadının suçluluğunu duyuyor denmiş ancak bundan da öte gerçekten hatalı. Sadece kızı değil oğluda sıkıntılı bir çocuk ancak o kendisini mükemmel olduklarına inandırmış. İşi ile evini birbirinden ayırması profesyonelce olabilir ancak hangi çocuk annesinin gün içinde telefonunu açmamasını hoş karşılayabilir. 

Mükemmelden aşağısını kabul etmemesi, aslında fark ettiği sorunları görmezden gelmesi ise cabası.. Bir insan çocuklarını bu kadar mı tanımaz. Aile içinde de pek çok konudan bihaber olduğu anlaşıldı ki.. Bu açıdan Jenny'ye çok kızdım. Finaline gelince ise yine sadece Jenny'nin varsayımı mevcut ki keşke kızının ağzından da bir kısım eklense ve neden bu tercihleri yaptığı anlatılmış olsaymış. Belki daha mantıklı olurdu o zaman. Kitap boyunca Jenny'nın bütün varsayımlarının nasıl içinin boş olduğunu gördük. Tabii ki tek sorumlu o değildi, kocası başka bir muamma ki sonuçta onun gizlediği gerçekler sayesinde olay çözülmüş oldu.

Sonuçta kitabı beğendim ama sonu tam bir hayal kırıklığı oldu ve bir sürü boşluk kaldı. 





2016/09/16

Isla ve Mutlu Son Kitap Yorumum


Isla ve Mutlu Son ile ilgili görsel sonucu
                Isla ve Mutlu Son - Stephanie Perkins
                                     Puanım 5/5

Isla ve Mutlu Son, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin ellerinden bırakamayacağı bir "ilk aşk" hikâyesi.

Aşk onları bir yaz günü, asla uyumayan şehrin sokaklarında yakalamıştı… Ama ya ona sahip çıkmak düşündükleri kadar da kolay değilse? 

Romantizme umutsuzca inanan Isla, lise birinci sınıftan beri kendini çizdiği karikatürler arasında kaybetmiş Josh'a âşıktı. Yaz tatili esnasında Manhattan'da yaşanan tesadüfi bir karşılaşma sonrasında Isla belki de aşkın o kadar da uzakta olmadığını fark etmişti. Ancak yeni okul yılının başlamasıyla Isla ve Josh, her genç çiftin karşılaştığı güçlüklerle yüz yüze gelmek zorunda kalmışlardı: ailevi sorunlar, gelecek kaygısı ve birbirlerinden ayrılmak zorunda kalabilecekleri gerçeği. 

Bu içinizi ısıtacak, tatlı aşk hikâyesi New York sokaklarını, Paris'in büyülü havasını ve Barcelona'nın ateşli atmosferini yansıtırken, sevilen başka iki çifti de yeniden okurla buluşturuyor: Anna ve Etienne, Lola ve Cricket. 

"Gerçekçi karakterler, zekice yazılmış diyaloglar ve büyüleyici bir aşk hikâyesiyle Isla ve Mutlu Son yazarın hayranlarının gönüllerini fethedeceği gibi, yazara kesinlikle yeni hayranlar da kazandıracak."  -School Library Journal, starred review-

"Stephanie Perkins'in karakterleri tam da bizim istediğimiz gibi, ama gerçekte ve temelli âşık oluyorlar."  -Rainbow Rowell, Eleanor & Park ve Fangirl'ün ödüllü çoksatan yazarı-

"Etkileyici genç karakterler ve sürükleyici bir aşk hikâyesi. İlk aşkın tüm fiziksel ve duygusal etkilerini okura yeniden yaşatacak büyüleyici bir roman."
-Kirkus Reviews-

"Baş döndürücü ve duygusal… Renkli ve hazır cevap karakterler, sürükleyici bir kurgu, Stephanie Perkins her defasında daha başarılı bir anlatımla geri dönüyor."
-RT Book Reviews, Top Pick-


Stephanie Perkins'in yarattığı karakterlerin masumiyetini, samimiyetini ve içimizden olmalarını o kadar seviyorum ki.. Öncelikle hikayeye bayıldım. Lola ve Anna'nın geldiği son kısmı ise büyük bir coşku ile okudum. Yazar tüm karakterlerin aynı yerde buluştuğu bir devam hikayesi yazsa tadından yenmez.

Isla, Josh'u gördüğü an ona aşık olduğunu anlıyor, Josh'ta öyle ama 3 yıl boyunca çeşitli nedenlerle bunu geri plana itiyorlar. Öyle ki Isla bildiğiniz platonik aşık.. Bu seferki ana karakterimiz Isla müthiş utangaç, kendi dünyasında kapalı bir kız.. Güvensizliklerini yazar o kadar güzel işlemiş ki bir an liseye döndüğümü hissettim.

Josh'u zaten önceki kitaptan tanıyoruz ancak ana karakter olunca iç dünyası ve vurdum duymazlığının altını görebildik ve bir o kadar daha sevdim. Aşk hiç bir zaman kolay olmaz ancak bu çiftin aşkları daha en başında çok büyük bir ayrılıkla sınanıyor ki evlerden uzak.. Her şeye rağmen risk alıp birbirlerini bulmalarına bayıldım.

Romantizmin yanı sıra yine sağlam bir dostluk ve kardeşlik hikayesinin bulunması çok güzeldi. Kurt, en yakın arkadaşı ki kendisi otizmli hikayede az olmasına rağmen çok sevdim. Öyle ki insanın her zaman etrafında kendisine gerçekleri olduğu gibi söyleyecek birisinin olması harika olurdu. Kardeşi Manhattan ile olan ilişkisi kardeşliği çok güzel anlatmış. Kısacası sade anlatımı ve karakterlerine bayıldım.

Alıntılar

'' Onun senden, senin ondan hoşlandığın kadar hoşlanabileceğine inanamadın asla. Seni bırakacağından korkuyordun. O yüzden önce senin onu bırakabileceğin bir konuşma başlatmak için o kavgaları çıkardın.''

'' Aynı anda çok fazla duyguyla doluyum. Kıskançlık. Hüzün. Öfke... Sevgilimi tanıdığımı sanıyordum ama görünüşe göre elimde sadece flu şipşak bir fotoğrafı varmış.''


'' Bunu içinde sen olduğun için sevdim. Hem güzel hemde çirkin kısımlarla beraber. Seni seviyorum. Her şeyini seviyorum.''


Yazarın Diğer Kitapları;
1) Anna And The French Kiss
2) Lola ve Komşu Çocuk









2016/09/15

Dikenler ve Güller Sarayı Kitap Yorumum


dikenler ve güller sarayı d&r ile ilgili görsel sonucu
Dikenler ve Güller Sarayı - Sarah J. Maas
Puanım 5/4

Kış çok ağır geçiyor. Feyre ailesini beslemek zorunda…
Bir gün, avlanırken av olmamak için öldürdüğü kurdun intikamını almaya gelen bir canavar çalıyor kapısını. Ama Feyre'yi almaya gelen canavar bir hayvan değil, Tamlin...

Bir zamanlar dünyayı yöneten ölümcül, ölümsüz perilerden biri.

Feyre'nin, hayatı boyunca dehşet dolu hikâyelerini dinlediği perilerin diyarında yaşamaya başlamasıyla dünyası altüst oluyor. Kendini bildi bileli hissettiği şiddetli düşmanlık bu güzel ama tehlikeli ülkede bambaşka bir boyut kazanıyor.

Feyre'nin çok önemli bir görevi var: Ülkenin üstüne gittikçe çöken eski, karanlık gölgenin onu yok etmesini önlemek.

Dikenler ve Güller Sarayı dizisinin bu ilk kitabıyla yolunuz, nefes kesici bir maceraya ve beklenmedik büyüleyici bir aska açılıyor. Sarah J. Maas'ın bu serisi, George R. R. Martin tarzını seven kitap kurtları için ideal!

"Hem tutkulu ve romantik, hem de vahşi; çok güzel yazılmış bir efsane. Kesinlikle muhteşem."
-Alexandra Bracken-

Kitabı büyük bir merakla ve beklentiyle okudum. Beklentimin büyüklüğünden sanırım bazı yönlerden beni tatmin edemedi. Öncelikle yazarın kurgu dünyasının zenginliğine ve içeriklerine hayranım. Oluşturduğu karakterler ise daha önceki Cam Şato serisine göre daha zayıf kalmış bence.. Perilerin Dünyasını daha çok Feylere benzer bekliyordum ancak farklıydı. 

Konusuna gelirsek, Perilerden nefret ederek yetişmiş olan Feyre farkında olmadan hem Periler hemde İnsanların dünyasını felaketten kurtarabilecek, kilit duruma geliyor. Ancak yapılan lanet ve anlaşmaların sonucu olarak bundan haberdar edilemiyor. Perilerin dünyasında yaşamak zorunda kalınca aslında onların hem düşündüğünden daha iyi hem de daha kötü olduklarını görüyor. Ailesini korumak için savaşçı olarak yetişen Feyre'nin edindiği tüm deneyim ile her iki dünyayı kurtarması, aşkını ve kendisini kurtarması gerekiyor. 

Uğrunda yapacağı fedakarlık hayatı olacak olsa da bu konuda kararlı olan, güçlü bir ana karakter yaratmış yazar. Ancak sevemediğim ve havada kalan bazı yönler var kitapta.. Periler genelde küstah yaratıklar olarak anlatılır ki yazarda bundan aşağı kalmamış ama çok güçlü olan yaratıkların geri adım attığı noktalar fazla romantik geldi bana.. 

Her ne kadar havada kalan bölümleri olsa da, müthiş bir fantastik dünyaya sahip olan bu serinin devamını heyecanla bekliyorum.






2016/09/06

Paris'te Aşk Kitap Yorumum // Anna And The French Kiss


paris'te aşk stephanie perkins ile ilgili görsel sonucu

Paris'te Aşk - Stephanie Perkins
Puanım 5/4

Ah Aşk... Ne Seninle Ne de Sensiz... Bu kitabı okuduğunuz süre boyunca âşık olma hissi bütün benliğinizi saracak...

Anna; babasının isteğiyle lisedeki son yılını Atlanta'dan, evinden, annesinden, en yakın arkadaşı Bridgette'den ve hoşlandığı çocuk Toph'tan ayrı bir şekilde geçirmek zorunda kalmış ve Paris'teki Amerikan Okulu'na yazdırılmıştır. 


Hem alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak hem de yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışmak Anna için çok zordur. Fakat kısa zaman içinde kendine yeni arkadaşlar edinir. 

Tabii onu Paris'te özel hissettiren biri vardır: Etienne. Fakat Etienne başka biriyle ilişki yaşamaktadır. Anna; Etienne ve Toph arasında gidip gelmekte ve ait olduğu yeri yani "ev"ini aramaktadır.

Çok sevdiğim bir lisem vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir çocuk vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı; artık yok.

Artık Paris benim de evim.
Yeni arkadaşlar, yeni aşklar…
Ah aşk…
Ne seninle ne de sensiz…

Oysa ben imkânsızı değil, gerçek aşkı arıyordum.
Ama aşk, hayallerde yaşanamayacak kadar gerçek; hayalleri süsleyecek kadar pembeydi Paris'te…


Aslında amacım Isla ve Mutlu Son'u okumaktı ancak yazarın ana karakterlerinden Josh 'un Anna & French Kiss kitabının yan karakteri olduğunu ve sonraki zamanda geçtiğini öğrenince yazarın bu kitabından başlamak istedim. Öncelikle kitaplar seri değil yani birbirinden bağımsız okunabilir. Stephanie Perkins kesinlikle en sevdiğim karakter yaratıcılarından biri.. 

Karakterleri o kadar kusurlu ve gerçek hayatın içinden ki sevmemek elde değil. Dili çok sade ve akıcı olduğu için rahatlıkla okunabiliyor ve hikaye su gibi akıyor elinizden.. Kitabın ismine gelince Anna ve Fransız Öpücüğü çok güzelmiş neden değiştirmek istemişler anlamadım. Zaten orijinal adını kullansalardı çoktan okumuş olurdum. 

Konusuna gelirsek, Anna babasının entellektüel arkadaşlarına kültürlü görünebilmek için kızını gönderdiği Paris'te ki yatılı okula gitmekten nefret ediyor. Zaten o kadar ürkek ve içine kapanık ki ilk başlarda yemek bile alamadı. Neyse ki çok çabuk bir arkadaş grubuna dahil oldu ve Paris'e alışmaya başladı. Aslında hikaye salt bir aşk hikayesinden çok dostluk, ilk aşk ve aileleri tarafından yatılı okula terk edilen çocukların yaşamları ile ilgili.. Hele o kardeşini özlediği kısımları resmen içimde hissettim. Tatil için eve döndüğü zaman ise tam bir hayal kırıklığıydı.

“Paris’e hoş geldin, Anna. Seni burada gördüğüm için çok mutluyum.”

Hikayeyi ve karakterleri çok sevdim. Hele bir Etienne St. Clair var ki.. İlk aşkın midede oluşturduğu kelebeklerden, sokağa çıkma korkusuna her tema incelikle işlenmiş. Paris'te gezdikleri yerler ve kültürel anlatımlara da bayıldım. Ancak çeviride ve yazımda bazı hatalar vardı ki hikaye bu kadar içine çekmese beni çok rahatsız ederdi. 1 puan onun için kırdım zaten.. he birde orijinal kapağına bayıldım bu kapak her ne kadar yurt dışında kullanılmışta olsa çok ısınamadım.

Alıntılar

anna and the french kiss ile ilgili görsel sonucu

Öğle arasında, kalabalığı takip edip kafeteryaya gittim. Makarna çok güzel kokmasına rağmen sıraya girmeyip doğrudan meyveni-ve-ekmeğini-kendin-seç tezgâhına yöneldim.
Bu kadar ödlek biriydim işte. Menüden Fransızca sipariş vermektense açlıktan ölmeyi tercih ederdim. 

Uykumuz gelip artık konuşmaya halimiz kalmayana kadar bunu düşünüp durdum. Biz bir bütündük. Benim nefesim. Onun nefesi. Benim nefesim. Onun nefesi.
Bunu ona asla söyleyemezdim ama bu, doğruydu. Bu bütünlük, evimizdi. İkimiz için de.

Nasıl bu kadar aptal olabilmiştim?
Kendimi ona âşık olmadığıma inandırmayı nasıl başarmıştım?


Benim kendi arkadaşlarım, bize özel şakalarımız, kaçamak öpücüklerim vardı. Keşke annemler bana şu seçeneği sunsalardı: “Son yılını Atlanta’da mı yoksa Paris’te mi geçirmek istersin?”


Yazarın diğer kitabı Lola ve Komşu Çocuk Yorumum için tık tık!























2016/08/24

Fangirl Kitap Yorumu



Fangirl - Rainbow Rowell
Puanım 5/5

Cath bir Simon Snow hayranıdır.
Öyle ya, tüm dünya Simon Snow hayranıdır...
Ancak bu Cath için bir hayat felsefesidir ve o takipçi olma konusunda çok iyidir. İkiz kız kardeşi Wren'le çocukluklarından beri Simon Snow kitaplarını defalarca okumaktan, hayran kurgusu yazmaya kadar, kendilerini seriye adamış, annelerini kaybetmelerini de ancak bu şekilde atlatabilmişlerdir. Büyüdükçe Wren'in hayranlığı azalsa da Cath'in vazgeçmeye niyeti yoktur.

Üniversiteye gidecekleri sırada Wren, onunla aynı odada kalmak istemediğini söyleyince Cath kendi rahat dünyasının tamamen dışında, bir başına kalır. Son derece utangaç olan Cath, kendini yazdığı hayran kurgusuna kaptırmıştır. Hikâyesinde her zaman ne diyeceğini gayet iyi bilmekte ve gerçek hayatta hiç tecrübe etmediği romantizmi öyküsüne yansıtabilmektedir. Wren elinden tutmadan da Cath her şeyin üstesinden gelebilecek midir? Kendi hayatına başlamaya gerçekten hazır mıdır? Ya kendi hikâyelerini yazmaya?..
En önemlisi de Simon Snow sevdasını geride bırakma pahasına yola devam etmeyi istemekte midir?

"Son derece keyifli, sevgi dolu bir gençlik masalı; başarı kaderinde var."
-New York Journal of Books-

"Kesinlikle büyüleyici." 
-Kirkus Reviews-

"Rowell, son derece popülerleşmiş hayran kurgusu evrenini ve on sekiz yaşındaki bir kızın aklından geçenleri başarıyla aktarıyor."
-Entertainment Weekly-

"Eğlenceli ve duygusal bir on sekiz yaş hikâyesi, aynı zamanda da genç bir yazarın kendi sesini arayışı... Dokunaklı ve son derece gerçekçi." 
-Publishers Weekly-

"Bu kitapta büyü yalnızca değneklerle yapılmıyor; Rowell'ın karmaşık, canlı, sorunlu ve mükemmel ilişkiler kaleme alma konusundaki inanılmaz yeteneği sayesinde yazı, büyüye dönüşüyor." 
-Booklist-

"Etkileyici bir on sekiz yaş romanı... Gerçekçi bir yaklaşımla ele alınmış karmaşık konularla dolu; zahmetsiz ve kusursuz anlatım da bu temaları ustaca birbirine bağlamış." 
-School Library Journal-

Rainbow Rowell'ın karakter seçimine, kurgu gücünün sıradanlığına ve kelimelerinin akışına hayran olmamak elde değil. Yazarı Eleanor & Park  kitabı ile tanımıştım. Hikaye tamamen farklı olsa da yazar kendi tarzını hissettiriyor. Yine sorunlu bir aile, kendini bulmaya çalışan gençler ve ilk aşk kurgusu kurmuş ve yine bayıldım.

Konusuna gelirsek, Cath ve Wren anneleri tarafından terk edilmiş ikiz kardeşler.. Cath utangaç olanı, Wren ise dışa dönük olan kardeş ve her ikisi de Simon Snow hayranı ama işin boyutu hayranlığı aşmış ve hayran kurguları yazıyorlar. Bu açıdan okumayı seven herkesin kendinden bulacağı bir şeyler bulunuyor kitapta..

Wren üniversitede ayrı odalarda kalmalarını söylediğinde Cath için hayat kabusa dönüşüyor. Çekingen olan ve insanlarla diyalog kurmada sorun yaşayan kardeşin bakış açısı anlatılmış roman. Karakter oluşumlarına bayıldım. Özellikle Levi'ye bayıldım. Baba kız ilişkilerini de çok sevdim. Cath'in masumluğu ve korkuları ise çok sevimliydi.

Cath'in kurgularına bayıldım. Kitabın arasında Simon Snow hikayeleri ile hayran kurguları eklenmişti ki çok güzeldi. Karakterlerin zayıflıklarını vurgulamasına bayılıyorum. Başlarında biraz ne olduğunu anlayamadım ama kesinlikle favorilerim arasına girdi..










2016/08/17

Köprü - Claire Wallis Kitap Yorumum



Köprü - Claire Wallis
Puanım 5/4
Köprüde dikiliyorum. Birdenbire, acımasız bir netlikle farkına varıyorum. Bir tek ben olmadığımı anlıyorum. Bunu daha önce de yaptığını biliyorum. Diğer kadınlarla. Başka şehirlerde. Başka köprülerde. Ama önemi yok. Onlar ben değildi. 

Emma Searfoss hayatı boyunca, kendisini taciz eden üvey babasından kaçmıştı. Evden ayrılmasının sebebi oydu. Ailesinden geriye kalanlarla bağını koparmasının sebebi oydu. Hepsinden önemlisi kontrol edemediği öfkesinin sebebi oydu. 


Yeni dairesinde mutfağını tamir etmek için yardıma komşusu geldiğinde, adamın esrarengiz büyüsü Emma'nın içindeki alevi sakinleştirmişti. David sakin ve kontrollüydü, ve Emma onun yanındayken hayatında ilk kez hissettiği bir güven duygusuna kapılmaya başlamıştı. Oysa ki David'in kendi ürpertici sırları vardı ve Emma tehlikeli bir çizgide yürüyordu; fakat David'in çekimine karşı koymak neredeyse imkânsızdı… 

"Daha ilk sayfadan okuru büyüleyen Köprü'nün sayfalarını heyecanla çevirecek, neler olduğunu öğrenmek için sabırsızlanacaksınız." 
-Gözlerindeki Canavar ve Ruhumdaki Canavar romanlarının çoksatan yazarı JM Darhower. -

"Başladığınız andan itibaren elinizden bırakamayacaksınız! Fazlasıyla gizemli."
-Aestas Book Blog-

"Kesinlikle karşınıza çıkacak en farklı yeni yetişkin romanlarından biri. Sizi şaşırtacak ve etkileyecek bir kitap arıyorsanız, Köprü tam aradığınız şey." 
-RT Book Reviews-


Bu kitabı sevdim mi yoksa sevmedim mi kararsız kaldım. Özünde ki hikayeyi ve kurguyu sevdim. Karakterleri beni rahatsız etmedi, özellikle günlük konuşma dili ve anlatım tarzı rahattı. Ancak tanışma hikayeleri, ve ilişkilerinin gelişme aşaması fazla Harlequin tarzı olduğu için sanırım hayal kırıklığı yarattı. Çeviri ya da yazımdan yana rahatsız olduğum bir şey olmadı. Kitap tasarımına bayıldım. 

Hikaye her iki karakterin ağzından anlatılsa çok daha iyi olurmuş. David'i sadece Emma'nın bakış açısı ve diğer 6 kız arkadaşının gözünden tanımak kopukluklara neden oldu. Gereksiz bir cinsellik vurgusu yapılmış anlatımda bunu son zamanlarda +18 yayınların ilgi görmesine bağladım ve beni sıktı. Bir an önce sonuna gelmek için çoğunu atladım. 

Kitabın sonunun başında yazılması zekice çünkü yazılmasa başlar da devamını okumak istemeyebilirdim. Push serisi iki kitaptan oluşuyor. Yabancı serilerin devamlarını hızlı yayınladığı için ikinci kitabı çok beklemeyeceğimizi düşünüyorum. İkinci kitabı mutlaka okuyacağım. 



Kısaca konusuna gelirsek, Emma problemli bir aile yaşantısı olan ve üvey babası yüzünden ailesinin tümünü kaybetmiş, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ve öfke kontrol problemleri yaşayan bir kız. Yeni taşındığı daire de David ile tanışınca hayatı hiç beklemediği şekilde değişiyor ve aşık oluyor. David her ne kadar kontrollü, korumacı ve değer veren bir erkek arkadaş olsa da ciddi problemleri var. Çok zeki bir seri katil olması gibi..

Bunun nedeninin kitabın sonlarında annesinin anlattığı bölümde açıklıyor ama çok tatmin edici gelmedi bana.. İkinci kitapta hikayeyi müthiş bir şekilde toparlayabilir yazar. Birini gerçekten sevince nelerden vazgeçebileceğiniz üzerine yazılmış bir kitap..

Alıntılar
Kum torbalan kenardan düşen son şeydi ve düştüklerinde mide bulandırıcı bir suya çarpma sesi duydum. Kalbimde yankılandı. Düşüşünü izledim. Benim için düşüyordu... Kahretsin. Ne yaptım ben?

Ben lanet olası sapık, orospu çocuğunun tekiyim ve sevdiğim kadın, sırf beni mutlu etmek için onu aşağı itmeme hazır bir şekilde köprüde dikiliyor.

Ve sırıtıyorum, çünkü biliyorum ki o yukarıda, köprüde, gülümsüyor. Mükemmel dişleri görünüyor. Gözleri ışıl ışıl. Çok mutlu. Ve belki de, umuyorum ki derin ve takdir eden bir sevgiyle dolu. Benim için.

Bir tek ben olmadığımı anlıyorum. Bunu daha önce de yaptığım biliyorum. Diğer kadınlarla. Başka şehirlerde. Başka köprülerde. Ama önemi yok. Onlar ben değildi.

Onu seviyorum. İçtenlikle seviyorum. Bu, diğerlerinin hiçbiri için söyleyemeyeceğim bir şey. Fakat ben, lanet olası orospu çocuğunun tekiyim ve ona olan sevgime rağmen bunu yapmam gerek.












Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;