yabancı yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yabancı yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2017/03/28

Kusursuzlar - Louise O' Neill Kitap Yorumu


kusursuzlar louise o'neill ile ilgili görsel sonucu

Kusursuzlar - Louise O' Neill
Puanım 5/5

Stepford Kadınları, 1984, Damızlık Kızın Öyküsü romanlarının ve Kötü Kızlar dizisinin öğelerini bulabileceğiniz beklenmedik, rahatsız edici ve merak uyandırıcı KUSURSUZLAR kadınların, erkeklere hizmet etmeleri için yaratıldığı bir dünyada geçiyor, bütün kızların ilk görevi güzel olmaktır. 
Artık doğal yollarla dünyaya gelmiyor, özel olarak tasarlanıyorlar sonra da reşit olana kadar Okullarda, gelecekteki eşlerini tatmin etmek için yetiştiriliyorlar.
Eş olarak seçilemeyenler için ise geriye kalan seçenekler cariye veya Okul’da öğretmen olmak!
Okul’daki son senelerinin stresi artarken, Freida’nın en yakın arkadaşı hiç yapmaması gereken bir şey yapar: Kilo alır. Hemen sonrasında kızların izole ortamına eş seçmeye hevesli erkekler gelir.
Freida geleceği için savaş vermek durumundadır. En yakın arkadaşı, en sevdiği kişiye ihanet etmek zorunda kalacak olsa bile…
Yazar, yeni ve özgün bir yetenek.”   -Irish Independent-
“Düşündüren tarzı ve acımasız sonuyla bu fazlasıyla gerçekçi distopya, baştan sonra insanı kendine çekiyor.''   -SFX Dergisi-
“Karanlık bir rüya. Canlı bir kâbus. O’Neill’ın kurguladığı dünya korkutucu çünkü gerçekleşebilir. Bıçak gibi keskin bir dili var.”     -Jeanette Winterson-
“Derin, karanlık ve korkutucu şekilde gerçekçi, bu kitap sizi uzun süre bırakmayacak.”   -Marie Claire-
“Son derece çarpıcı… Sürükleyici, başarılı ve karanlık.”   -Marian Keyes-

Son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında şüphesiz ki en etkileyici olanı.. Tüylerim diken diken okudum. Hikaye içinde ne okuduğunuzu unutup karakterlere kendinizi verdiğinizde çok eğlenceli olduğunu düşünebilirsiniz ancak anlık gafletiniz bir 0 kalori yiyecek ya da moda dışı bir elbise giymiş olan 'zevksiz bir zavallı kızın' hikayeden geçmesi ile bittiğinde ürpermemek elde değil.
Yazarın dili çok keskin ve akıcı.. Gerçekleşme ihtimali olabilecek bir kurgu yakalamış. Sanırım günümüzde erkek nüfusun azımsanamayacak olan bir kısmı bu dünyanın gerçeğe dönüşmesi için dua ediyordur. Hikayeye gelirsek; Büyük Afet sonrası insanlar yer altına çekilmiş ve nüfus çok azalmış. Öyle ki her yıl ortalama 10 erkek çocuk dünyaya geliyor. Kız çocukları ise rahimde boşuna yer kapladığı için artık yok. Hiç bir kadın dişi doğurmuyor. Kadın nüfusu tükenince bilim adamları laboratuvarlar da KUSURSUZ kadını yaratıyor.
Barbie bebekler görünümünde tasarlanan bu bebekler, 4 yaşına kadar yuvada büyüyor. Sonrasında ise kaderlerinin belirleneceği 17 yaşına kadar Okullara yerleştiriliyorlar. Her yıl mevcut erkek nüfusunun 3 katı kadar kız tasarlanıyor. Bunların üçte biri 'eş' olarak seçiliyor. Kalanları ise erkekleri tatmin etmek için cariye oluyor. Ya da erkekler arzulanmadığına karar verirse Okullarda öğretmen olarak kalıyorlar. 
Ana karakter freida, okulda ki son senesinde olan bir kız. Kızlar arasında ki çekişmenin, eş kapma yarışının (sanki bu konuda söz hakları var), mükemmel olma çabalarının ve kilo kalori kontrolü ile moda takibi arasında geçen zamanın bu kızlar üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğunun somut örneği gibi..
Okulun en güzel kızının en yakın arkadaşı olması nedeni ile bir nevi dokunulmazlığı var ancak arkadaşının son sene gelişen dengesizlikleri ile yalnız kalan ve sürekli sevilmediğini düşünen bu kızın farkında olmadan verdiği kararlar, beceriksizlikleri ile kendi kafasında ki karanlık düşünceleri arasında büyük bir merakla okudum. 















2017/02/22

Parazit Kitap Yorumu


parazit jessica shirvington ile ilgili görsel sonucu

Parazit - Jessica Shirvington
Puanım 5/5

İki Hayat Arasında'nın yazarından, teknolojinin günlük hayatımızda giderek yaygınlaşan kullanımını sorgulayan sürükleyici ve heyecan dolu bir distopya.

Ya bir mikroçip mükemmel eşinizi bulabilseydi?
Peki ya, bu mikroçip size ve sevdiklerinize karşı kullanılabilseydi?

Dokuz yıl önce Mercer Şirketi hayatı kolaylaştırmak adına bir yol geliştirdi. Başta akıllı telefonların evrimleşmiş versiyonları olarak ortaya çıkan M-Bantlar, sekiz yıl içerisinde zorunlu hale geldi. Artık M-Corp sağlığınızı, sosyal durumunuzu ve aşk hayatınızı kontrol altında tutuyordu. 


Sadece üç negatif sonuç alma hakkınız vardı, sonra hayatınızı mahvediyorlar, sevdiklerinizi elinizden alıp onları yer altına, kimsenin bir daha onlardan haber alamayacağı bir yere götürüyorlardı.

İki yıl önce Maggie Stevens, en sevdiği insanlardan birisinin alınıp götürülmesini izledi ve bu olay tüm dünyasını altüst etti.

Şimdiyse onlara karşı savaşmaya hazır. Henüz bunu bilmiyorlar ama Maggie, M-Corp'un en büyük kâbusu. Mercer imparatorluğunun varisi Quentin Mercer da Maggie'nin planının kilit noktası. Ancak iki yıldır üzerinde çalıştığı tehlikeli planın parçaları yerine yavaş yavaş otururken Maggie'nin hesaba katmadığı gerçekler, dünyasını bir kere daha altüst etmek ve uğruna savaştığı her şeyi yok etmek için kuytuda bekliyorlar.

Bozulan sözlerle dolu bir dünyada Maggie'nin tutması gereken sözler en can yakıcı olanlar olabilir mi?


"Bu harikulade kitap ayaklarımı tamamen yerden kesti. Kesinlikle bağımlılık yaratıcı."
-Ya Midnight Reads-

"Heyecan verici, şaşırtıcı ve sürükleyici. Parazit'i elinizden bırakamayacaksınız."
-Booknut101-


Kitabı ilk gördüğümde yazarından dolayı çok heyecanlandım. En sevdiğim ve enteresan kitaplardan biri olan İki Hayat Arasında kitabı aklıma öyle kazındı ki zaten artık ne yazsa okurum. Bu kitabı seri olması nedeniyle elimde bir süre beklettim. Keşke biraz daha bekleseydim. İkinci kitap için gün saymak çok zor olacak.

Değişen dünya değerlerinde teknolojinin sağladığı atılımlar sonucu hiçte uzak olmayabilecek olan bir gelecek yazmış yazar. Karakterlerin kusurlarının vurgulanması onları çok sevmeme neden oldu. Distopya tarzı olan romanlara düşkünlüğüm de herkesin malumu sanırım. Yazarın akıcı kalemi de keyfime keyif kattı. Son zamanlarda yaşadığım okuma zorluğunu giderdi. Hemen bitiriverdim. 

Gelelim konusuna, burada spoiler verebilirim. Dikkat edeceğim ama yine de uyarısını yapmış olalım. Maggie, 16 yaşında Neg olarak değerlendirilen babasının kendilerinden alınmasından sonra geçen 2 yılı onu kurtarmaya adayarak geçiriyor. Öyle ki yaptığı ince ve dahice planlarla bu uğurda harcamadığı insan kalmıyor. Son kurbanı Quentin ise, savaştığı şirket olan Mercer'lerin en küçük oğlu. 

Kalbinin devreye girmesi ile söylediği yalanlarda boğulmadan hedefine ulaştığında ise karşısına çıkan manzara gerçek düşmanını sorgulamasına neden oluyor. Bu gelecekte insanlar kullandıkları mikro çiplerle gayet mutlular ancak altında yatan gerçekleri görebilen Maggie için durum tam tersi. Eşlerine bile feromonlarını ölçen mikro çiplerin karar verdiği bir dünya.. Parazit ise mikro çiplerin algısını değiştirebilen bir virüs..

Babasının alınmasının ardından çok zor duruma düşen ailesini kurtarmak için başka yolu yok ancak ailesinde bu şekilde düşünen tek kişi kendisi.. Karakterinde ki dik başlılık ve bencilliğe rağmen olmaya çalıştığı duygusuz insan olamamasını çok sevdim.

Quentin ise , Maggie ile tanışana kadar örnek insan rolünü oynayan bir çocuk. Tüm bildiği gerçeklerin çatlayışını ve tanımadığı birine güvenmek zorunda kalışını çok iyi atlatıyor. İki karakter tam olarak Yin ve Yang'ı oluşturuyorlar. Olayların gelişme hızına bayıldım. İkinci kitap için sabırsızlanıyorum. 








2017/02/08

Keder Kitap Yorumum


keder amy bartol ile ilgili görsel sonucu

Keder - Amy A. Bartol
Puanım 5/5

İrlanda kıyısını ilk kez gördüm. Sarp kayalıklar dehşet içinde titrememe neden oldu. Uzun zaman önce, nasıl kimse fark etmeden Gancanaghların burayı evleri yaptığını aklım almıyordu. Soğuk, yosun kaplı yapı Gancanaghlar diye bağırıyordu bangır bangır. Yere düşen taşların arasındaki gölgelere baktığımda ölümsüz peri hatlarının kayayı tutmuş olduğunu ve gemimizin yanlarına gelmesini beklediğini hayal ettim.

Yüzümü gökyüzüne kaldırdım ve yağmurun beni yıkamasına izin verdim. Korkudan alnımda biriken soğuk teri götürmüştü.
Evie, Reed ve arkadaşları Gancanaghlardan kaçıp Zephyr'in adasına gitmişlerdi. Ancak Brennus onları bulmayı başarmış, Evie'yi yeniden elde edebilmek için planlar kurmaya başlamıştı. Evie artık Brennus'un ne kadar ileri gidebileceğini bildiğinden korkuyla gelecekleri ânı beklemekteydi. Evie'nin bilmediği şey ise Serafim olan babası Tau'nun onu aradığıydı. 
Peki ama Evie hem Russell ile olan geçmişlerinin sırrını çözüp hem de kendisini koruyabilecek miydi?


Sanırım bu serinin en sevdiğim kitabı oldu. Yazarın her kitapta aksiyonu üst düzeyde tutması okuma hızını arttırıyor. Bu kitabın sevdiğim kısmı ise sırların bir kısmının çözülmüş olması ve sonunda aşk üçgeninin parçalanmış olması.. Tam şu Russell içinde artık birileri olmalı derken öyle bir karakter eklendi ki bayıldım. 

Bu hikayede yeni eklenen karakterler Russell'ın Aspire'ı Anya dışında bir de Evie'nin babası ile hatırlamadığı cennette ki sevgilisi var. Bir de bunlar ilave Cole var ama onun işlevini henüz anlamadım. Hikaye bıraktığımız adadan devam ediyor. Brennus için kurdukları tuzak çok iyi işlemiyor. Hatta Brennus sürekli kaçak konumunda olduğundan gözümde ki değeri bir parça düşmüş olabilir tabii bir değeri olmuş olsaydı. Kötülüğün vücut bulmuş hali, vampir olması falan düşününce seveğimi sanırdım ancak bu kitapta olmadı.

Evie'nin babası Tau'ya sinir oldum. Sanırsın kızı ergen.. Hoş ergen tamamda kanatları falan var özgür iradeye ne oldu acaba?? Her kitapta iğrenç yaratıklar silsilesinin listesi kabarıyor ve kıyımın şiddeti büyüyor. Reed, Zac ve ölüm meleklerinden oluşan aileye Anna'da eklenince artık daha güçlü oldular. Beklentiyi karşılayan bir kitap oldu benim açımdan.. 

Final kitabı için beklentiyi arttırmak uğruna Brennus'u öldürmemelerine her ne kadar takmış olsam da sonuçta adam Reed'i resmen esir aldı, son kitabı hevesle bekliyorum. Reed'e gelirsek bu kitapta ne kadar olgun ve bilge bir karakter olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Evie'nin gerçek görevi ve cennette yaşadıkları tam olarak ortaya finalde çıkacaktır. 

Sonuçta bayıldım. Hemen okudum. Seriyi takip edenler zevkle okuyacaktır . Eğer seriyi henüz okumadıysanız hikayede kaybolmamanız için sıralamayı takip etmeniz çok önemli..

Diğer Kitapları;
1) Kaçınılmaz
2) Sezgi
3) Minnettar





2016/12/16

Ada Yanıyor Kitap Yorumum


ada yanıyor yorumu ile ilgili görsel sonucu
Ada Yanıyor  - Lynne Matson
Puanım 5/3

"Koşun, diye düşündü Ada. Ateşinizi yakın. Direnin! Ada, insanların yanışını izlemekten zevk duyacaktı. Yanmak en beter acıları getiriyordu. Ada hatırlayınca içi bir tuhaf oldu, ardından o hatırasındaki acıyla kükredi, nefretle köpürdü, gözünü kan bürüdü ve asla dinmeyecek bir intikam hırsıyla tutuştu. Ama bu gece başlangıç olacaktı."

"Gerilim dolu, güçlü bir çıkış romanı. Ada'nın sinematografik anlatımı ve tehlikelerle dolu doğası, Lost dizisi hayranlarına yepyeni bir bölüm gibi gelecek." 
-Publishers Weekly-

"Nil Adası'na geri dönmek için sabırsızlanan okurlar için sürükleyici, gerilim dolu bir hikâye." 
-Kirkus Review-

Kaybetmek seçenek değildi fakat kazanmak Skye'ın her şeyine mal olabilirdi... Skye'ın ve Rives'ın adayı yok etmek için göstermiş olduğu çabaya rağmen Nil Adası hâlâ varlığını sürdürüyordu. Ve Skye'ın peşini bırakmaya niyeti yok gibiydi. Gün geçtikçe kötüleşen, inkâr edemediği bir karanlıkla mücadele eden Skye giderek dağılmanın eşiğine doğru sürükleniyordu. Adanın gücü giderek artıyor ve Skye da karşı koymak için savaşıyordu. Kısa süre içinde Skye, Nil Adası'ndan gerçekten kurtulabilmek için adanın acımasız döngüsünü kırması gerektiğini keşfetti; ve bunu yalnız başına yapmazdı.

Ada tüm gücünü serbest bıraktığında Skye hayal bir edemeyeceği kadar acımasız, imkânsız bir seçim yapmak zorunda kalacaktı. Ada saati ilerledikçe sadece acı dolu tek bir gerçek ortaya çıkmıştı: Yalnızca bir taraf kazanabilirdi.

Kimler Nil Adası'na geri dönecek ve kimler hayatta kalmayı başaracaktı?


Serinin son kitabı ilk iki kitabın verdiği tadı ne yazık ki vermedi. Zora ki uzatılmış ta finalinde tüm karanlığı göstermek zorundaymış gibi hissettim. Serinin diğer kitaplarında mevcut olan enerji bunda yoktu. Skye'ın boğuştuğu karanlık ve bezginlik ise okurken resmen beni tüketti.

Son kitapta Skye, adadan kurtulmasına rağmen onu kafasından atamıyor. Uykularında sürekli karanlıkla boğuşuyor. Uykusuzluğun verdiği yılgınlıkla çok zeki bir şekilde ölüm ikizlerine gitmeye karar veriyorlar. Orada ise tek Ada'nın çağrısını tek duyanın onlar olmadığı ortaya çıkıyor ve bir şekilde kendilerini Ada'da buluyorlar. Ada'yı üçüncü ziyaretlerinde Ada'nın tüm gücünü, yorgunluğunu ve güçsüzlüğü fark ediyorlar.

Artık bu savaş son bulmak zorunda! Dünyanın geleceği için Ada'nın kazanmasına izin veremezler.. Evet bu düşünceler arasında, umutsuz görünen ve kırılan karakterleri okumak çok hoşuma gitmedi. Durup durup aynı Adaya dönmeleri ise üçüncüye baydı. Her gelen çaylakla Ada kurallarını hatırlamak vs gereksiz olmuş. Final sahnesini ise çok sevdim. Artık sonunda bitiyor Yuppi'den mi yoksa gerçekten sağlam olduğundan mı bilemem. Okuyunca kendiniz karar verirsiniz.

Ancak söylemeden edemeyeceğim ki Ada'nın su kısmında açılan kapılarda olmalı tezi bu sefer kanıtlandı. Keşke finali ona bağlasaymış yazar böylece aynı kuralları okumamış olurduk. 










2016/11/07

Baş Belası Yan Komşum Kitap Yorumum


baş belası yan komşum, ile ilgili görsel sonucu

Baş Belası Yan Komşum -  R.L. Mathewson
Puanım 5/4,5
Jason'ın, Haley'nin hayallerinin işini ve hayallerinin evini kâbusa çevirmesi uzun sürmemişti. Adam tam bir barbardı. İşte sürekli onun kendisinden kâğıt, kalem, kitap gibi şeyleri, hatta masasını "ödünç" almasıyla uğraşmak zorunda kalıyordu. Fakat evde işler çok daha kötüydü. Haley son beş yıldır, dışarıda asılı çamaşırlarına takılan ve evinin etrafına saçılan paintball toplarıyla, gürültülü müzikler ve partilerle, iki kez çiti tırmanıp Haley'nin havuzunda yüzmeye çalışan çıplak insanlarla, gecenin üçünde sarhoş bir halde oynanan basketbol oyunlarıyla, kadınların Jason'ın ön bahçesinde sinir krizi geçirmesine ve bazen pislik herif çıkıp onlarla ilgilenmeyi reddettiğinde onun bahçesinde kriz geçirmelerine katlanmıştı. 

Sürekli itilip kakılan taraf olmaktan bıkan Haley değişecekti ve işe komşusundan başlamaya karar verdiğinde hızla Jason'ın dünyasına çekileceğini hiç hesaba katmamıştı. Fakat onun bir planı vardı ve baş belası yan komşusunun cazibesine kapılıp oyununa gelmeye hiç niyeti yoktu.

Jason'ın beklediği son şey ise bahçesinden söktüğü alelade çiçekler yüzünden utangaç yan komşusunun kendini kaybetmesiydi. Kısa süre içinde onu kanatları altına almaya karar verdiğindeyse hayatına ne kadar rahatça uyduğunu fark etmeye başlamıştı. Artık tek yapması gereken tüm bunların bir oyun olmadığına onu ikna etmesiydi. 

Standart bir romantik komedi havası taşıyan bu kitaba bayıldım. Şapşallıkları o kadar doğaldı ki yer yer kahkaha attım. En güzeli de her iki ana karakterin ağzından yazılmasıydı. Dili akıcı, esprileri güncel (gerçi iki karakterin iletişimi espri olmasa da komik olurdu ya neyse), hikaye hareketliydi. Sizlerde romantik komedi seviyorsanız ya da benim gibi dram arası atıyorsanız seveceksinizdir.

Hikayeye gelirsek, Jason ve Haley hayatlarının çoğunu birlikte geçirmelerine rağmen hiç konuşmayan iki komşu.. Bu da utangaç Haley'in seçimi tabii ki... Haley kendi içinde mutlu ve huzurlu yaşamaya çalışırken, bir gün Jason bardağı taşırıyor ve olaylar içinden çıkılmaz bir hale geliyor. 

5 yıl sonra arkadaş olmaya karar veren ikili kesinlikle birbirlerine aşık olduklarını düşünmüyor. Birbirleri olmadan uyuyamıyor olabilirler ya da ortak zevkleri sayesinde hep dip dibe dolanıp diğerinin hayatına girecek insanları püskürtüyor da olabilirler, ancak birbirlerine aşık değiller.

Jason karakterine bayıldım. Bir insan bu kadar mı kendinden haberli, ukala ve bu kadar sevimli olur. Hele ailesi kesinlikle paha biçilemez. (Gerçekten açık büfelerden men alan bir insan olabilir mi?) Haley'in ise kendini geliştirmesini çok sevdim. Ailesine gelirsek, üst sınıf, sosyete züppelerine kafa tutmak kolay olmasa gerek..




2016/11/01

Alice Hakkındaki Gerçek Kitap Yorumum


alice hakkında gerçekler d&r ile ilgili görsel sonucu

Alice Hakkındaki Gerçek - Jennifer Mathieu
Puanım 5/3

Herkes Alice'in bir partide iki çocukla yattığını biliyor. Ama Brandon'ın kaza yaptığı sırada Alice ile mesajlaştığını biliyor muydunuz peki? Bu doğru. KİME İSTERSENİZ sorun!

Dedikodulara göre Alice tam bir sürtüktü. Bu, Healy Lisesi'nin tuvaletinde herkesin görebileceği şekilde yazıyordu. Ve okul takımının yıldız oyun kurucusu bir araba kazasında öldüğünde dedikodular kontrolden çıktı. 

Bu etkileyici çıkış romanında Healy Lisesi'nin dört öğrencisi; meşhur partiyi veren kız, araba kazasından kurtulan çocuk, eski en yakın arkadaş ve yan komşu, hepsi Alice hakkında bildiklerini anlatıyor. 

Peki, ama Alice hakkındaki gerçek tam olarak ne? İşin doğrusu bunu öğrenebileceğimiz tek bir kişi var: Alice'in kendisi. 

"Özgün karakterler hem popüler olma ihtiyacının ne kadar yok edici olabildiğini hem de adaletsizlik karşısında direnç gösterme becerisini 
şaşırtıcı derecede gerçekçi bir anlatımla gözler önüne seriyorlar. Kaçırılmaması gereken bir hikâye."    -Amazon Ayın Kitabı, 2014 Haziran-

"Laurie Halse Anderson'ın Konuş Benimle'sini sevenler, Mathieu'nun çıkış romanına bayılacaklar; gerçekçi ve tam on ikiden isabet!"  -Voya, Starred Review-

"Umut vadeden yeni bir kalemden, birisinin adına leke sürmek konusu üzerine yazılmış sert ve yüze tokat gibi çarpan bir çıkış romanı."   -Booklist-


Sürekli gördüğüm tanıtımları ile merak ettiğim bir kitaptı ancak her ne kadar akıcı görünse de okurken bir şey eksik duygusunu bir türlü atamadım üstümden.
Farklı karakterlerin anlattığı hikayede ana karakter Alice'e ise söz sonlarda çok az verilmişti. 

İnsanların ön yargılarını, popüler olma ihtiyacı yüzünden kaybettikleri ahlak değerlerini ve vicdan muhasebelerini güzel işlemiş olsa da, aralara Alice'in kendi duyguları da eklense daha iyi olurmuş. Herkes sürekli kız hakkında birşeyler söylüyor ve yaşadıkları dışlanmanın da ötesine geçiyor ki bu tarz dramları severim ama üçüncü kişilerden okuyunca aynı duygu akışını yaşayamadım.

Okumasam da bir şey kaybetmeyeceğim bir kitap olmasına rağmen kendine has bir havası olduğunu kabul etmek gerekir. Yazar her ne kadar üçüncü anlatımlarda kendini tekrarlasa da özgün düşünce tarzından dolayı üç puan verdim. Zaten kısa bir kitap olduğu için boş zamanlarda okunabilir.








2016/09/16

Isla ve Mutlu Son Kitap Yorumum


Isla ve Mutlu Son ile ilgili görsel sonucu
                Isla ve Mutlu Son - Stephanie Perkins
                                     Puanım 5/5

Isla ve Mutlu Son, hem tatlı bir aşk hem gerçekçi bir dostluk hem de John Green ve Rainbow Rowell sevenlerin ellerinden bırakamayacağı bir "ilk aşk" hikâyesi.

Aşk onları bir yaz günü, asla uyumayan şehrin sokaklarında yakalamıştı… Ama ya ona sahip çıkmak düşündükleri kadar da kolay değilse? 

Romantizme umutsuzca inanan Isla, lise birinci sınıftan beri kendini çizdiği karikatürler arasında kaybetmiş Josh'a âşıktı. Yaz tatili esnasında Manhattan'da yaşanan tesadüfi bir karşılaşma sonrasında Isla belki de aşkın o kadar da uzakta olmadığını fark etmişti. Ancak yeni okul yılının başlamasıyla Isla ve Josh, her genç çiftin karşılaştığı güçlüklerle yüz yüze gelmek zorunda kalmışlardı: ailevi sorunlar, gelecek kaygısı ve birbirlerinden ayrılmak zorunda kalabilecekleri gerçeği. 

Bu içinizi ısıtacak, tatlı aşk hikâyesi New York sokaklarını, Paris'in büyülü havasını ve Barcelona'nın ateşli atmosferini yansıtırken, sevilen başka iki çifti de yeniden okurla buluşturuyor: Anna ve Etienne, Lola ve Cricket. 

"Gerçekçi karakterler, zekice yazılmış diyaloglar ve büyüleyici bir aşk hikâyesiyle Isla ve Mutlu Son yazarın hayranlarının gönüllerini fethedeceği gibi, yazara kesinlikle yeni hayranlar da kazandıracak."  -School Library Journal, starred review-

"Stephanie Perkins'in karakterleri tam da bizim istediğimiz gibi, ama gerçekte ve temelli âşık oluyorlar."  -Rainbow Rowell, Eleanor & Park ve Fangirl'ün ödüllü çoksatan yazarı-

"Etkileyici genç karakterler ve sürükleyici bir aşk hikâyesi. İlk aşkın tüm fiziksel ve duygusal etkilerini okura yeniden yaşatacak büyüleyici bir roman."
-Kirkus Reviews-

"Baş döndürücü ve duygusal… Renkli ve hazır cevap karakterler, sürükleyici bir kurgu, Stephanie Perkins her defasında daha başarılı bir anlatımla geri dönüyor."
-RT Book Reviews, Top Pick-


Stephanie Perkins'in yarattığı karakterlerin masumiyetini, samimiyetini ve içimizden olmalarını o kadar seviyorum ki.. Öncelikle hikayeye bayıldım. Lola ve Anna'nın geldiği son kısmı ise büyük bir coşku ile okudum. Yazar tüm karakterlerin aynı yerde buluştuğu bir devam hikayesi yazsa tadından yenmez.

Isla, Josh'u gördüğü an ona aşık olduğunu anlıyor, Josh'ta öyle ama 3 yıl boyunca çeşitli nedenlerle bunu geri plana itiyorlar. Öyle ki Isla bildiğiniz platonik aşık.. Bu seferki ana karakterimiz Isla müthiş utangaç, kendi dünyasında kapalı bir kız.. Güvensizliklerini yazar o kadar güzel işlemiş ki bir an liseye döndüğümü hissettim.

Josh'u zaten önceki kitaptan tanıyoruz ancak ana karakter olunca iç dünyası ve vurdum duymazlığının altını görebildik ve bir o kadar daha sevdim. Aşk hiç bir zaman kolay olmaz ancak bu çiftin aşkları daha en başında çok büyük bir ayrılıkla sınanıyor ki evlerden uzak.. Her şeye rağmen risk alıp birbirlerini bulmalarına bayıldım.

Romantizmin yanı sıra yine sağlam bir dostluk ve kardeşlik hikayesinin bulunması çok güzeldi. Kurt, en yakın arkadaşı ki kendisi otizmli hikayede az olmasına rağmen çok sevdim. Öyle ki insanın her zaman etrafında kendisine gerçekleri olduğu gibi söyleyecek birisinin olması harika olurdu. Kardeşi Manhattan ile olan ilişkisi kardeşliği çok güzel anlatmış. Kısacası sade anlatımı ve karakterlerine bayıldım.

Alıntılar

'' Onun senden, senin ondan hoşlandığın kadar hoşlanabileceğine inanamadın asla. Seni bırakacağından korkuyordun. O yüzden önce senin onu bırakabileceğin bir konuşma başlatmak için o kavgaları çıkardın.''

'' Aynı anda çok fazla duyguyla doluyum. Kıskançlık. Hüzün. Öfke... Sevgilimi tanıdığımı sanıyordum ama görünüşe göre elimde sadece flu şipşak bir fotoğrafı varmış.''


'' Bunu içinde sen olduğun için sevdim. Hem güzel hemde çirkin kısımlarla beraber. Seni seviyorum. Her şeyini seviyorum.''


Yazarın Diğer Kitapları;
1) Anna And The French Kiss
2) Lola ve Komşu Çocuk









2016/09/06

Paris'te Aşk Kitap Yorumum // Anna And The French Kiss


paris'te aşk stephanie perkins ile ilgili görsel sonucu

Paris'te Aşk - Stephanie Perkins
Puanım 5/4

Ah Aşk... Ne Seninle Ne de Sensiz... Bu kitabı okuduğunuz süre boyunca âşık olma hissi bütün benliğinizi saracak...

Anna; babasının isteğiyle lisedeki son yılını Atlanta'dan, evinden, annesinden, en yakın arkadaşı Bridgette'den ve hoşlandığı çocuk Toph'tan ayrı bir şekilde geçirmek zorunda kalmış ve Paris'teki Amerikan Okulu'na yazdırılmıştır. 


Hem alıştığı yaşam tarzından uzaklaşmak hem de yeni bir kültüre uyum sağlamaya çalışmak Anna için çok zordur. Fakat kısa zaman içinde kendine yeni arkadaşlar edinir. 

Tabii onu Paris'te özel hissettiren biri vardır: Etienne. Fakat Etienne başka biriyle ilişki yaşamaktadır. Anna; Etienne ve Toph arasında gidip gelmekte ve ait olduğu yeri yani "ev"ini aramaktadır.

Çok sevdiğim bir lisem vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir çocuk vardı; artık yok.
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı; artık yok.

Artık Paris benim de evim.
Yeni arkadaşlar, yeni aşklar…
Ah aşk…
Ne seninle ne de sensiz…

Oysa ben imkânsızı değil, gerçek aşkı arıyordum.
Ama aşk, hayallerde yaşanamayacak kadar gerçek; hayalleri süsleyecek kadar pembeydi Paris'te…


Aslında amacım Isla ve Mutlu Son'u okumaktı ancak yazarın ana karakterlerinden Josh 'un Anna & French Kiss kitabının yan karakteri olduğunu ve sonraki zamanda geçtiğini öğrenince yazarın bu kitabından başlamak istedim. Öncelikle kitaplar seri değil yani birbirinden bağımsız okunabilir. Stephanie Perkins kesinlikle en sevdiğim karakter yaratıcılarından biri.. 

Karakterleri o kadar kusurlu ve gerçek hayatın içinden ki sevmemek elde değil. Dili çok sade ve akıcı olduğu için rahatlıkla okunabiliyor ve hikaye su gibi akıyor elinizden.. Kitabın ismine gelince Anna ve Fransız Öpücüğü çok güzelmiş neden değiştirmek istemişler anlamadım. Zaten orijinal adını kullansalardı çoktan okumuş olurdum. 

Konusuna gelirsek, Anna babasının entellektüel arkadaşlarına kültürlü görünebilmek için kızını gönderdiği Paris'te ki yatılı okula gitmekten nefret ediyor. Zaten o kadar ürkek ve içine kapanık ki ilk başlarda yemek bile alamadı. Neyse ki çok çabuk bir arkadaş grubuna dahil oldu ve Paris'e alışmaya başladı. Aslında hikaye salt bir aşk hikayesinden çok dostluk, ilk aşk ve aileleri tarafından yatılı okula terk edilen çocukların yaşamları ile ilgili.. Hele o kardeşini özlediği kısımları resmen içimde hissettim. Tatil için eve döndüğü zaman ise tam bir hayal kırıklığıydı.

“Paris’e hoş geldin, Anna. Seni burada gördüğüm için çok mutluyum.”

Hikayeyi ve karakterleri çok sevdim. Hele bir Etienne St. Clair var ki.. İlk aşkın midede oluşturduğu kelebeklerden, sokağa çıkma korkusuna her tema incelikle işlenmiş. Paris'te gezdikleri yerler ve kültürel anlatımlara da bayıldım. Ancak çeviride ve yazımda bazı hatalar vardı ki hikaye bu kadar içine çekmese beni çok rahatsız ederdi. 1 puan onun için kırdım zaten.. he birde orijinal kapağına bayıldım bu kapak her ne kadar yurt dışında kullanılmışta olsa çok ısınamadım.

Alıntılar

anna and the french kiss ile ilgili görsel sonucu

Öğle arasında, kalabalığı takip edip kafeteryaya gittim. Makarna çok güzel kokmasına rağmen sıraya girmeyip doğrudan meyveni-ve-ekmeğini-kendin-seç tezgâhına yöneldim.
Bu kadar ödlek biriydim işte. Menüden Fransızca sipariş vermektense açlıktan ölmeyi tercih ederdim. 

Uykumuz gelip artık konuşmaya halimiz kalmayana kadar bunu düşünüp durdum. Biz bir bütündük. Benim nefesim. Onun nefesi. Benim nefesim. Onun nefesi.
Bunu ona asla söyleyemezdim ama bu, doğruydu. Bu bütünlük, evimizdi. İkimiz için de.

Nasıl bu kadar aptal olabilmiştim?
Kendimi ona âşık olmadığıma inandırmayı nasıl başarmıştım?


Benim kendi arkadaşlarım, bize özel şakalarımız, kaçamak öpücüklerim vardı. Keşke annemler bana şu seçeneği sunsalardı: “Son yılını Atlanta’da mı yoksa Paris’te mi geçirmek istersin?”


Yazarın diğer kitabı Lola ve Komşu Çocuk Yorumum için tık tık!























2016/07/15

Başmeleğin Gözdesi Kitap Yorumum


Başmeleğin Gözdesi - Nalini Singh
Puanım 5/4

Nalini Singh, meleklerin hüküm sürdüğü, vampirlerin onların sadık hizmetkârları olduğu ve en büyük bedeli masumların ödediği nefes kesici dünyaya geri dönüyor.

Vampir avcısı Elena Deveraux ve sevgilisi, ölümcül Başmelek Raphael New York'a geri döndüklerinde yeni bir tehlikeyle karşı karşıya kalmışlardı... Bir okula saldıran vampirin geride bıraktığı manzara tamamen dehşet vericiydi; ve bu daha bir başlangıçtı. Kana susamış vampirlerin sayısı bir bir artarken şehrin sokakları kana bulanmıştı. Daha da kötüsü Raphael'in kendisi de yavaş yavaş kontrolünü kaybetmeye başlamıştı; gökyüzünü açıklanamayan kara bulutlar kaplamış, yeryüzü sarılmıştı. 

Kehânet ürkütücü bir şekilde gerçekleşiyordu: Hain ve kadim bir ölümsüz diriliyordu. Vahşi rüzgârlar onun adını fısıldıyordu: Caliane. O, oğlu Raphael için geri dönmüştü. Bunun için yolunun üzerinde ne varsa yok etmeye hazırdı, ve yolunun üzerinde tek birisi vardı: Elena, oğlunun yok edilmesi gereken gözdesi...

"Eğer aranızda hâlâ başmeleklerin ve ölümlülerin bu muhteşem dünyasıyla tanışmamış olanlar varsa, yaptığınız her şeyi bırakıp en yakın kitapçıya koşun: Raphael sizi bekliyor."  
-Supernatural Snark-

"Başmeleğin Gözdesi şehir fantazyası ve romans karışımlarından biri, ve bu türün sevenlerine şiddetle tavsiye edilir. Muhteşem!"    
-Supernatural Snark-

"Bu seri okuru yakalıyor ve bitirdikten sonra bile etkisinden kurtulamıyorsunuz. Buradaki eleştirmenler olarak en iyi paranormal serilerden biri olduğunu düşünüyoruz."     
-The Book Reading Gals-


Serinin üçüncü kitabını da bitirmenin huzuru içindeyim. Öncelikle kitapların çıkış hızı beni çok memnun ediyor. Bu konuda yabancı yayınlarına kocaman bir teşekkür.. Melekler ve Vampirlerin insanlarla bir arada yaşadığı bu fantastik dünyayı çok seviyorum. Her ne kadar bazı boşlukları olsa da.. Serinin ilk kitabının yorumunda buna değinmiş ancak sonra yazarın ilk kitabı olduğunu fark edince şans vermeye karar vermiştim. Ve her kitapla birlikte yazarın kalemini güçlendirdiğini memnuniyetle fark ediyorum.

Hikayemize gelirsek, Elena Raphael'in sevgilisi değil eşi ki bu asla kırılamayacak bir bağ. Her iki karakterde çok güçlü olduğundan dolayı ilişkilerinde kimin yumuşayacağını merak etmiştim. Sevinerek söylüyorum ki henüz öyle bir karakter devşirmesi yaşamadık. Ortak noktayı bulma çalışmaları ve birbirlerini oldukları gibi kabullenmenin zorluğunu yansıtmalarını sevdim.

Şehir, yine kan gölüne dönüyor ancak bu sefer kimin yaptığı konusunda fikirleri olsa da ortada boşluklarda var. Her iki karakterde kendi geçmişleri ile olan kavgalarını ve kabullenme aşamalarını birlikte yaşadı. Devam kitaplarında da geçmişleri önemini sürdürecek sanırım. Elena'nın babası tam bir iki yüzlü her zaman ki gibi ancak ailesi ile kardeşinin durumu nedeni ile Elena daha sık görüşüyor ve onlar hakkında yeni fikirler ediniyoruz. 

Bir de melek çocuklardan bahsetmişken Elena ile Raphael'in çocuğu olsa nasıl olur? Bu paranoyak Başmelek onları korumak için neler yapar merak ettim. Meleklerin arasında favorim hala İlium..

Caliane hakkında henüz bir fikir edinemedim ancak sırada ki tehdidin o olacağını sanmıyorum.Kurgunun gidiş yönünü çok sevdim ve sonra ki kitabı merakla bekliyorum. 

Lonca Avcısı Serisi
1) Meleklerin Kanı
2) Başmeleğin Öpücüğü







2016/06/20

Ada Sırlar Çözülüyor Kitap Yorumum



Ada Sırlar Çözülüyor - Lynne Matson
Puanım 5/5

Nil Adası'nda kurallar belliydi. Kaçmak için 365 gününüz vardı… yoksa ölürdünüz.

Rives artık Nil Adası'nın tartışmasız lideriydi, ancak Köy'ü bir arada tutmak her zamankinden daha güçtü. Yağmacılar artık daha cesur, hayvanlar daha saldırgandı. 


Yeni gelenler Köy'deki dengeleri sarsmış, Arama sistemini tehlikeye atmış ve Rives'ın Nil hakkında bildiği her şeyi sorgulamasına neden olmuşlardı. Geçmişi sırlarla dolu Skye da adaya yeni gelenler arasındaydı ve tıpkı Rives gibi, Nil'i çözmeye çalışıyordu. 

"Nil Adası'na geri dönmek için sabırsızlanan okurlar için sürükleyici, gerilim dolu bir hediye." 
-Kirkus Review-

"Serinin hayranlarının kaçırmaması gereken bir devam kitabı." 
-School Library Journal-

"Güçlü anlatımıyla harika bir macera." 
-Voya (Starred Review - bunu başında yıldızla koyabiliriz.) -

"Matson'ın detaylar için gösterdiği özen ve güçlü karakterleri sayesinde, elinizden bırakamadığınız bu hikâye korku, macera, doğal güzellikler ve aşkla harmanlanmış." 
-Publishers Weekly-


Serinin ikinci kitabını da ilkinin ardından aynı hızla okudum. Her ne kadar ada sakinleri şimdilik yırtmış olsa da, seri üç kitaptan oluşuyor. Üçüncü kitapta aynı karakterler mi olur yoksa yeni karakterler mi eklenir derken, orijinal kitabın arka kapak yazısına göre, Skye'ın ada ile kurduğu bağ sonucu, dönmek zorunda kalıyor. Neyse üçüncü kitaba uçmadan, ikinci kitap yorumumu yapıyım.

İlk kitapta son dakikada kurtulan kahramanlarımız Charley ve Thad bu kitapta maalesef çok az bir yere sahip ancak sevdiğimiz diğer Ada karakterleri mevcut. 
Rives, Thad'den aldığı liderliğin hakkını vermeye çalışırken, bir yandan da kafasında kurduğu Ada'nın sesleri ile boğuşuyor. Dövmeli ve kesinlikle köydeki çocuklar gibi olmayan ve Ada hakkında onlardan daha fazla bilgiye sahip bir çocuğun peşine düşüyor.

Skye ise, babasının Ada takıntısını anlamak üzere amcasının günlüğünü okuyor ve Ada'yı bulmak için yola çıkıyorlar. Eğer bulurlarsa Ada'ya girme şansı olanın kendisi olacağını ve yaşından dolayı babasının yapamayacağını biliyor ve hayatı boyunca aldığı eğitimler sayesinde hayatta kalabileceğine inanıyor. Tabii Ada gerçekten varsa.. Kendi seçimi sonucu girdiği Nil'den hep birlikte kaçış yolunu ararken, kendilerini ve aşkı keşfedecekleri, müthiş bir serüven olmuş. Bayıldım..

Ada'da bir denge olduğu kesin, genelde kötülük hemen cezasını buluyor ama iyilik her zaman iyilikle karşılanmayabiliyor. Ada'nın varlığını biraz mistik biraz da bilimsel temellere oturtmuş yazar.. O Ada'nın beyninde olduğu hissi ve anlamaya çalışma ve Ada ile içinden bağ kurmaları, nefes alan bir tuzak yuvasını andırıyor. Öyle ki aksiyon neredeyse hiç hız kesmiyor. Yazar parlak hayal gücünü keskin kalemi ile birleştirmiş. Anlatımını da çevirisini de çok sevdim. Orta halli geçiş niteliği taşıyan serilerin ikinci kitaplarına inat, ilk kitaptan çok daha güzel bir devam kitabı olmuş.

Alıntılar

"Kork. Ada bir sebepten ötürü seni buraya getirdi. Belki seni tutmak için, belki değil. Belki de amcandan ötürü; onun yaptığı ya da yapmadığı bir şeyden ötürü. Buranın hafızası geniş maalesef. Sakın gardım indirme.'

Ada beni seçmedi. Ben adayı seçtim. Ama yine de korkuyordum.

"Dikkatli ol, Skye. Ve ne dilediğine dikkat et. Sahip olabilirsin ve hiç sandığın gibi çıkmayabilir."

"Ada sadece hayatta kalacak kadar güçlü olanları sınar, insanları buraya ölmeleri için getirmez. Hepimiz metaliz, güçlüyüz ama bükülebilir, ateşte şekillenebiliriz. Ortamız budur. Ada kimin yanacağını seçmez."

"Adanın ateşi sana dokundu. İçinde yanıyor. Seni tüketmesine izin verme."


















Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;