2016/05/06

Elveda Sevgilim - Alyson Richman Kitap Yorumum


Elveda Sevgilim - Alyson Richman
Puanım 5/5
Kolunda, küçük kahverengi doğum lekesinin hemen yanında altı rakamdan oluşan bir dövme vardı. "Beni şimdi hatırladın mı?" diye sordu titreyerek. Kadın tekrar adama baktı, sanki bir hayalet ete kemiğe bürünüyordu. "Lenka, benim," dedi. "
-Josef. Kocan-

Savaş öncesi Prag… İki genç âşığın geleceğe dair hayalleri Hitler'in Çekoslovakya'yı işgal etmesiyle birlikte yerle bir olur. Hiç ummadıkları bir şekilde savaşın gölgesinde birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan Lenka ile Josef farklı yerlere sürüklenirler ama kader henüz son sözünü söylememiştir. Yıllar sonra, dünyanın diğer ucunda, iki yabancı olarak New York'ta tekrar karşılaşırlar.

Hayat onlara bir şans daha vermiştir. İşgal öncesi Prag'ın huzurlu günlerinden Nazi hegemonyası altındaki Avrupa'nın korkunç zamanlarına kadar uzanan Elveda Sevgilim, ilk aşkın kalıcılığını, insan ruhunun direncini ve hafızanın gücünü asla aklınızdan çıkaramayacağınız unutulmaz sahnelerle anlatıyor.

"Trajedi ve umut, aşk ve kayıp duygusu… Richman, yarattığı güçlü karakterlerle savaşın savurduğu hayatlara gerçekçi bir bakış atıyor." 
-Booklist-

"Yürek burkan bir hikâye… Kitabı okumaya başlayınca bir türlü elimden bırakamadım. Richman gerçekten çok özel bir yetenek, hünerini her satırda belli ediyor."
-Kristin Hannah-

"Elveda Sevgilim, gerçekçi detaylarıyla kalbinizi sımsıkı sarmalayıp asla bırakmayacak türden bir roman. Dokunaklı, unutulmaz ve öylesine ustaca kaleme alınmış ki yazarın zamanda yolculuk edebilme yeteneğine sahip olup olmadığını merak edeceksiniz. Bir hikâye bundan daha güzel anlatılamazdı."
-Sarah Jio-

Hikayeye başlarken beklentim güzel bir aşk romanı okumaktı. Beklentimin çok üstünde bir hikayenin içinde kaybettim kendimi.. Kitabın içinde aşk vardı ama aşk romanı olarak sınıflandırmak haksızlık olur. Büyük bir bölümü Terezin toplama kampı, orada ki sanatçıların direnişleri, insanların birbirini kaybetmesi ve o koşullarda neler yaşandığı ile ilgili.. Diğer kısımda sevdiğini ve ailesini kaybettikten sonra hayata tutunmaya çalışan yaralı insanlara..

Lenka ile Josef birbilerinin ilk aşkı.. İkisi de varlıklı ailelerden geliyor. Josef tıp, Lenka ise güzel sanatlar öğrencisi.. Alman ordusunun, Çekoslovakyayı işgal döneminde, ilk aşklarının heyecanını yaşayan iki genç üzerinden, insanların nasıl hazırlıksız yakalndığını işlemiş. Söylentiler ve radyo haberleri var ancak kimse komşularının kendilerine zarar vereceğini ya da sürgüne gönderileceğini hesaplayamıyor.

Alman ordusu, Çekleri ele geçirdiğinde özgürlüklerini tek tek kaybediyorlar. Josef ailesi ile birlikte New York'a gitmenin yolunu buluyor ve Lenka ile evlenerek onuda götürmek istiyor. Ancak ailesini bırakmayı reddeden genç kız kendisini Terezin Toplama Kampında buluyor. Bu kamp yahudiler tarafından yönetiliyor gibi görünüyor. Şartlarının diğer kamplardan daha iyi olduğu öne sürülen bu kampta yaşananlar tüylerimi diken diken etti. Oradan sonra son durağı ise Auschwitz.. Bir insanın diğer bir insana bunları nasıl yaptığını aklım alamıyor. Tabii ki kitabı okumadan önce de biliyordum ancak bu şaşırmamı engellemedi.

Yazar kitabın sonunda bu hikayeyi yazarken, kampta yaşamış sanatçılardan bilgi aldığını ve karakterler hayal ürünü olsa da ikinci dünya savaşında birbirini kaybeden bir karı kocanın birbirlerini yaklaşık 50 yıl sonra torunlarının düğününde bulduğu gerçek bir hikayeyi uyarladığını söylemiş. Karakterlere bayıldım. Olay örgüsü 3 farklı zamanda işliyor. Hikayeyi Lenka ve Josef anlatıyor. 

Kitabı sevme nedenim yazarın hikayeyi dram olması, can acıtması için yazmamış olması.. Mesela karakterler asla neden ben, zavallı ben gibi cümleler kullanmıyor. Gördüklerini ve hissettikleri en yalın halinde, çıplak bir gerçeklikle yüzünüze vuruyor. Kampta adı geçen sanatçılar gerçek kişiler ve gerçek hikayeleri anlatılmış. Ve en kötü zamanda bile hala bir umut, kalbinizi ısıtacak bir cümle geçiyor. Favori kitaplarımın arasında üst sıralara koydum. Okuyunca sizlerinde yorumlarını bekliyorum.

İlgili resim

Alıntılara gelirsek, hemen her sayfada birden fazla cümle işaretledim. En son tüm kitabı yazacağımdan korktum. Mümkün olduğunca az ve öz paylaşmaya çalışacağım. 

Alıntılar

Âşık olacağın kişinin sesinde doğmamış çocuklarının sesini duyarsın.

Annem bize her zaman iki tür kadın olduğunu söylerdi. Dışarıdan ve içeriden ışık saçanlar.. İlk gruptaki kadınlar parlamak için bir pırlantanın ışıltısına ihtiyaç duyarlar. Oysa diğerlerinin güzelliği ruhlarından gelen ışıkla aydınlanır.

Bir gölgeye âşığım. karanlık bir koridorda onu arıyorum. Karşıdan karşıya geçen bir yaşlı kadının gözlerinde onu arıyorum. Uykularımı işgal eden, her sabah yatakta uzanırken sarıldığım kişi ikinci karım değil, rüyalarımda beni ziyaret eden Lenka'ydı.

Bir anne ve çocuğu arasındaki sevgiyi göstermek üzere yapmaya başladığım
çizimim, siyah ve kırmızıya bulanmış ateşli bir direniş resmine dönüşmüştü.

“Ancak bu herhangi bir ağıt değildir. Bu, tüm düşen erkek kardeşlerimizin, kız kardeşlerimizin, annelerimizin ye babalarımızın... Almanların elinde can veren arkadaşlarımızın onuruna seslendirilecek bir ağıttır.''
Ağıtı seslendiren her şarkıcı aslında kendi ölümüne ağıt yakıyordu.

Ölülerin onları ziyaret etmediğine inananlara diyecek tek bir sözüm var: Ruhunuza perde inmiş. Ben bir bilim adamı olduğum halde koruyucu meleklere ve peşimi bırakmayan hayaletlere inanıyorum. Hayatın mucizesine, gebeliğin karmaşıklığına kendi gözlerimle şahit oldum ve hâlâ bir bebek gibi mükemmel bir şeyin Tanrı’nın yardımı olmadan yaratılamayacağını düşünüyorum.

Çıkış kapısına doğru ilerlerken, göz ucuyla ilk sayfasında kamp fotoğrafının basılı olduğu İsviçre gazetesine baktım. Strass’ın tanıdıklarının meslektaşlarımdan birinin çizimlerini dış dünyaya ulaştırabilmiş olduğunu görünce gülümsemek istedim.

Annem de yaşlılar, hastalar ve en küçük çocuklarla birlikte sağ tarafa gönderildi. Bunun iyi bir şey olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Güçlü görünen bizler kadar ağır çalışmak zorunda kalmayacaktı.

Artık bir şeyden emindim. Terezin’de Tanrı’ya dair ne kadar inancım kaldıysa onu da burada kaybetmiştim.

Bildiğim tek bir şey vardı: İnsan ailesini terk etmez. Aşk uğruna bile olsa, onları bırakmaz.













Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;