2016/05/31

Gecenin Sonu Kitap Yorumum


Gecenin Sonu - Lauren Blakely
Puanım 5/4
"Kendini benim kontrolüme bırak."

Dünyaları seks, aşk ve yalanlarla doluydu. Onu baştan çıkarıyordu. Aklını ve bedenini tamamıyla ele geçirmişti. Ruhu da sözcükleri kadar seksiydi. Clay Nichols, Julia Bell'in isteyebileceği her şeye sahipti, ama aynı zamanda da sahip olamayacağı tek şeydi. Bir gece hayatına girmiş ve ona hiç bilmediği bir zevkin ve aşkın kapılarını açmıştı. Bedenini ve düşüncelerini ele geçirmişti. İşte bu da onu çok tehlikeli kılıyordu.

Julia, onunla geçirdiği, aklını başından alan bir haftanın ardından ondan apar topar kaçmıştı, ama şimdi Clay, ona sahip olmaya kararlı bir tavırla karşısında duruyordu. Julia, onda uyuşturucu etkisi yaratıyordu. Ateşli, unutulmaz ve asla tadına doyulmayan. Julia, onun için tam bir gizemdi ve Clay mücadele etmeden onun gitmesine izin vermek niyetinde değildi. 


Ama Julia'nın mutlu olabileceğine dair en ufak ihtimali dahi yerle bir etmekle tehdit eden karanlık sırları vardı. O aranan bir kadındı - riskli, tehlikeli - ama yine de aralarındaki çekim inkâr edilemezdi. Aşkta daha önce hüsrana uğramış iki insanın tutkuları ve özlemleri, tehlikeyle buluştuğunda yeniden güvenmeyi başarabilirler miydi? 

Kapağından da anlaşılabileceği gibi, şehvetli bir aşk romanı.. Aynı zamanda biraz Bdsm vurgusu var ama çok hafif.. Yazarın tarzını ve kitabın akıcıığını sevidm. Karakterlerin ilişkisi %90 seks üzerinden kurgulanmış. Bu tarz kitaplarda bu anlaşılabilir olsa da azaltılabilirmiş gibi geldi bana..

Julia, eski sevgilisi mafyayı dolandırıp kaçtığında onun borçlarını ödemek zorunda kalmış, bunun içinde onlarla çalışan aynı zamanda ortağı olduğu barda barmaidlik yapan bir kadın.. Clay ise başarılı bir avukat. Onunda eski sevgilisinden ağzı yanmış.

İkili tek gecelik bir gece yaşamaya karar veriyorlar ancak birbirlerinden tek gece de kopamıyorlar. One night stand'in aşka dönüşmesi ve bu arada Julia'nın sevdiklerini koruma çabasının anlatıldığı hikayede en sevdiğim nokta Julia'nın kesinlikle güçlü bir karakter olması.. O mızmız, güçsüz, erkeğe köle olan kadınlardan değil. Clay'de ona keza çok güçlü bir karakter..

İkisinin kimyasını sevdim. Hikaye ikili anlatılıyor ve bir yerde arka arkaya aynı diyaloğu ikisi de anlatınca 'Noluyoruz?' dedim ama bu tek yerde ve çok küçük bir kısımdı. Bunun dışında okurken nasıl yani bunu unutmuşlar dediğim şeyleri yazar hemen eklemiş sanki beynimde konuşuyormuşuz gibi.. O yüzden benim gözüme çarpan bir boşluk yoktu.

kitap Tutkulu Geceler serisinin ilk kitabı, benimde yazardan okuduğum ilk kitap. Tarzını sevdim. Konusu çok enteresan olmasa da kitabı da sevdim. İkincisini mutlaka okurum.









Minnettar Kitap Yorumum


Minnettar - Amy A. Bartol
Puanım 5/5
Öngörü serisinde heyecan giderek artıyor. Serinin üçüncü kitabında, Evie'nin kâbusları yavaş yavaş gerçekleşiyor, çevresindeki tehlike çemberi giderek daralıyor… 

Evie gerçekten yalnız kaldığında bir anlığına keder içinde başını öne eğdi. Söylendiği gibi idamına doğru gidiyormuş gibi hissediyordu. İlerlemeye devam ettiğinde taştan bir duvarın üzerinden atlayıp beyaz kır havuçlarıyla bezenmiş bir tarladan geçti. 


Kâbuslarında gördüğü yel değirmenlerini geçerken kollarındaki tüyler diken diken olmuştu. Fakat tarla, öngörüsündeki sıcağın aksine hoş kokuyordu. Tepeden aşağı, orada olduğunu bildiği kireç badanalı evin ilerisine baktı. Kilise, ahşap duvarlarıyla göğe uzanan kuleleri yüzünden karanlık ve kasvetli görünüyordu. Çatının üstüne gizemli kara bulutlar toplanmıştı, sanki cennet ona yolu gösteriyordu. 

Kâbuslarla gerçeklerin giderek birbirine karıştığı bu dünya da Evie gerçekten yolunu bulabilecek miydi? 


Öngörü serisinin ilk iki kitabını çok sevmiştim ama zaman geçtikçe konuları unutuyorum. O yüzden serileri aralıklı okumayı sevmiyorum. İlk etapta ısınma süresi bu kitap için hızlı oldu. Bu serinin konusu çok özgün değil ancak yeraltı yaratıkları çok çeşitli.. O yüzden her kitapta yeni yaratıklarla karşılaşıyoruz ama bunlar hep kötü yaratıklar tabii ki.. Yazarın kurgu gücü tartışılmaz.

Üçüncü kitapta Evie'nin koruma içgüdüsü beni sinir etti. Gerçi ikincisinde de bu yüzden gelişen konular okumuştuk. Bir yandan kendi gücüne güvenmiyor diğer yandan yüzlerce yıllık meleklerin gücünden şüphe ediyor. Gerçi her şeyin dışında bırakılmak benimde hoşuma gitmezdi. 

Yazar bu kurguyu tasarlarken, Evie'nin seveceği bu kadar erkek karakter oluşturmuş. Hepsininde kendine göre artıları var. Reed forever olmasına rağmen, neden gece evi gibi bir kaç erkek arkadaşı olabilecek bir kurgu tasarlamadığını merak ettim. Evie, çevresinde ki her erkeğe yükseliyor çünkü.. 

Bunlar okurken beynimde dönüp durdu ama yine aksiyonu bol ve akıp giden bir kitap olmasını sevdim. Melezler Evie ve Russell giderek güçleniyor ve evrimleri tamamlanınca neredeyse durdurulamaz boyuta gelecekler bu çok bariz. Yeni güçlerini sevdim. Ancak son iki kitapta Evie, Reed'den çok Brennus'la vakit geçirdi. Bu da Gagcanachlara olan sempatimi arttırdı. Vampirlere aşina olan bizler için çokta ürkünç bir tür değil. 

Yine diğer bir konu ise Evie'nin babası hakkındaydı. Sanırım dördüncü kitapta babası ve Evie'nin görevi hakkında daha fazla sırlar ortaya çıkacaktır. Gagcanachlarla yaşadığı şato betimlemesi de güzeldi bence.. Onlarla zaman geçirdikçe ben bile geri dönmek istemeyeceğini düşündüm. Yani sıradan avlanan bir melez olmaktansa Kraliçe olmayı tercih ederim. Bu arada Brennus son yaptığı hareketle sevgisini kanıtladı bence..

Diğer Kitapları;
1) Kaçınılmaz
2) Sezgi













2016/05/27

Nabız Kitap Yorumu



Nabız - Gail McHugh
Puanım 5/4

Emily Cooper tanıştıkları günden beri aklından çıkmayan Gavin Blake'le beraber olabilmek için her şeyi bir kenara bırakmaya hazırdır. Peki, Gavin yakında evlenecek olan Emily'yi hâlâ istemekte midir?

Kalbi kırılan Gavin, kendini toplumdan soyutlayan ve zihnini uyuşturan bir yaşam tarzına sığınmıştır. Emily ise ilişkilerde güçlü taraf olmaya alışık değildir ancak Gavin'e yardım edebilecek tek kişidir. Aralarındaki engel tanımaz tutku onları bir araya mı getirecektir yoksa ilişkilerini başlamadan bitirecek midir?

"Yetenekli yazar Gail McHugh, Nabız'da tüm ustalığını sergilemiş. Gavin kadar çarpıcı bir karaktere rastlamak güç."
-A. L. Jackson-

"Gail McHugh, Gavin Blake'le romans standardını bambaşka bir seviyeye taşımış. Gavin Blake bu neslin en gözde kurgu erkek arkadaşı." 
-Gretchen de la O-

"Reddedilemeyecek kadar seksi. McHugh şiddetli tutkuların kraliçesi."
-Michelle A. Valentine, New York Times Çoksatan Yazarı-


Hemen söylemeliyim ki ikinci kitabı ilkinden çok daha fazla sevdim. Bunda ki en önemli etken Dillon karakterinin fazla bulunmamasıydı. Yazar onu yine de kurguya eklemeyi bulmuş ki çok sinir bozucu bir şekilde yapmış bunu ama çok azdı. Diğer etken ise birbirlerini affetme sürelerinin kısa oluşuydu. İlk kitabın sonunu bilenler, çiftimizin birleşemeyecek gibi göründüğü bir noktada bittiğini bilir. Hemen kaldığı noktadan devam etmiş yazar. 

Bu gibi durumlarda acaba yazarlar hikayeyi bütün olarak yazıyor da yayınlarken mi kesiyor diye düşünüyorum. Aynı hissiyatın içine girmek aylar sonra çok kolay olmasa gerek. Kurgunun aşk üçgeni saçma bir hal aldı bu kitapta ki okuyucunun sinirlerini zıplatmak için yapılmış.

Gavin ve Emily'ye gelirsek ilişkileri o kadar mükemmel, birbirlerine karşı o kadar vericiler ki çevremde böyle bir çift olsa üstlerine kusarım. Hadi ama kim sürekli o kadar aşk sevgi tanımlaması yapar ki.. Hiç birimiz ilişkimizde sabah akşam bizim için ne ifade ettiğini falan anlatmayız. Hatta partnerimiz anlatırsa da bir iki gün içinde sıkılırız. Özellikle de ukala Bay Blake için garip bir durum. Diğer sıkıntı ise yine zaman problemi.. Yazar bir gece önce karakteri hangi durumda bıraktığını unutuyor. (Örnek verirsek gece ağır gripse ertesi gün turp gibi.. ) 

Hele o Gavin için yazdığı bir sahne var ki , çok gereksiz, sevimsiz ve klişe olmuş. Elektroşoklar mı ? Tüm dizi, film, kitap kurgularında kullanıldı.

Sonuçta yazarın kaleminin akıcı olması hikayeyi kurtarıyor ama karakterlerin repliklerini yazarken cinsiyetlerini dikkate almamış.  Hiç bir sorunu olmayan Gavin karakterinin sürekli sevgi pıtırcığı halinde dolaşması göz devirmeme neden oldu. Bu kitabı da sürekli gömüyorum ama yüksek puan veriyorum çünkü bu yazdıklarım benim aşka bakışım, başkaları okurken çok beğenebilir. Ancak romatizm ve seks ağırlıklı kitaplarda çok daha iyisini okumuştum.










2016/05/25

Çarpışma Kitap Yorumum



Çarpışma - Gail McHugh
Puanım 5/4

Zihni, bedeninin zaten bildiği şeye karşı amansız bir savaş veriyordu. Onu istiyordu… Hem de çok. 

Emily Cooper, üniversite mezuniyeti ve annesinin zamansız ölümünden sonra yeni bir başlangıç yapmak için New York'a taşınır. Sevgilisi Dillon Parker da özenli, sevimli ve Emily'nin tam istediği gibi bir erkek olmaya çalışmaktadır. 

Karşı konulamayacak kadar seksi, zengin ve adı çıkmış çapkın Gavin Blake, Emily'nin hayatına girdiğindeyse her şey değişecektir. Genç kadın hislerini inkâr etmeye çalışır fakat Bay Uzun Boylu, Esmer ve Yakışıklı onun peşini kolay kolay bırakmayacaktır. Bu beklenmedik karşılaşma Emily'yi hayatını sorgulamaya, arkadaşlıkları yıkıp kalpleri kıracak ve hayatını sonsuza dek değiştirecek bir karar almaya zorlayacaktır…

"Çarpışma olağanüstü bir aşk hikâyesi… Seksi, duygusal ve unutulmaz. Gavin Blake kalbinizi çalacak."
-A. L. Jackson, New York Times çoksatan yazarı-

"Çarpışma beni ilk satırından etkisi altına aldı, bir daha da bırakmadı. Gail McHugh sizi duygular diyarına götürecek ve bir sonraki kitap için yalvartacak!" 
-Tara Sivec, USA TODAY çoksatan yazarı-

"Beni kendine âşık edecek bir kitap dilemiştim… Fazlasını buldum…" 
-Maryse's Book Blog-

"Gail McHugh beni hem altüst eden hem de duygusal girdaplara sürükleyen bir aşk üçgeni kaleme almış. Kendinizi hazırlayın çünkü bu roman içinizi titretecek."
-E. L. Montes, USA TODAY çoksatan yazarı-


Bu kitabı okumuştum ama ikincisini okumaya başlamadan yorumunu yazmak istedim. Öyle olağanüstü bir aşk hikayesi değildi bana göre.. İçinde pek çok klişe barındırması ile birlikte birde aşk üçgeni mevcut. Cinsellik ağırlıklı romantik aşk kitabı okumak isteyenler sevecektir. Son zamanlarda çok bulunan BDSM ağırlıklı olmaması güzel..

Böyle ortalarda bir yorum yaptım çünkü ana karakter Emily'yi çok sevemedim. Çok pasif, zavallı bir kadın karakteri.. Kadın yazarların, kadın karakterleri neden bu kadar pasif kurguladığını bilmiyorum ama hiç hoş değil. Karmakarışık serisinde ve Harika Piç kitabında yazılanlar dışında sanırım güçlü kendine saygısı olan bir kadın karaktere rastlamadım.

Konusuna gelecek olursak, Emily annesinin ölümünden sonra erkek arkadaşı dallama Dillon'un yaşadığı şehir NewYork'a taşınır. Klasik garsonluk işine başlar ve paket servis götürdüğü Gavin'e çarpılır. Tabii bunu kabul etmek istemez. Enteresan olan Gavin'in de ona çarpılmasıdır. Daha sonra Dillon ile Gavin'in arkadaş oldukları ortaya çıkınca bu ikili sürekli bir arada bulunmaya başlarlar.

Dillon, klasik kötü erkek karakteri diyeceğim ama bazı kitaplarda bu özellikleri ideal erkeklerde okuduk. Kıskançlık, sahiplenme, sarhoş olunca canını yakma.. Emily'nin annesi de benzer erkeklerle birlikte olduğundan sanırım, Gavin öncesi bu özellikleri normalken bahane bulacağı zamanda ideal sevgilisi bir tiran oldu. Hoş gerçekten olduya neyse..

Gavin ise onun tam tersi! Dillon'un elde etmeye çalıştığı hayata sahip, kadınlara bağlanmayan ancak Emily'ye aşık olan süper erkek.. Bir üst modeli yani... Tabii birde arkadaşları var kurguyu şenlendiren.. Emily kitap boyunca bir o bir bu deyip durdu. Eğer erkek arkadaşı sorunlu diye ondan ayrılsa anlarım. Sorunlu olmasa da başkasına aşık olsa gene anlarım. Ama başkasına aşık olup, ona kızıp tekrar sorunlu adama sığınmasını sonrada ama yaa ben çok seviyorum öbürünü deyip vazgeçmesine sinirlendim. Tamamen kadınları salak yerine koyuyor. Gerçek hayatta böyle muhtaç kadınlar yokmu derseniz vardır herhalde ama benim çevremde çok şükür yok..

Neden 4 puan verdim derseniz, benim kurguya kızmam bir şeyi değiştirmez. Sonuçta kitabın türü hikayesi belli, kesinlikle çok sürükleyici.. Şimdi de ikinci kitabını okuyorum ama bunları yazmasam şişerdim sanırım. ;)


Hızlı Kız Kitap Yorumum


Hızlı Kız - Suzy Favor Hamilton
Puanım 5/5
O doğuştan hızlıydı...

Suzy Favor Hamilton, çocukluk ve gençlik dönemi boyunca hiçbir yarışı kaybetmedi. Kusursuz bir vücuda, baştan çıkarıcı bir güzelliğe ve inanılmaz bir azme sahipti. Onun için hayatın tek anlamı kazanmaktı. Dünya şampiyonaları ve olimpiyatlara kadar uzanan kariyeri boyunca otoriteler ve sporseverler tarafından her zaman takdir edilen müthiş bir koşucu oldu.

Kolejde tanıştığı ve kısa zaman içinde birbirlerine âşık olarak evlendikleri Mark'la mutlu bir evlilikleri, dünya tatlısı bir kızları, tatmin edici bir kazancı olan kendilerine ait bir işleri, harika bir evleri, anlayışlı bir aileleri ve konforlu, mutlu bir yaşamları vardı. Ancak bunların hiçbiri artık Suzy'yi tatmin etmez olmuştu ve aradığı şeyi bir Las Vegas gezisi sırasında buldu. Bu günahlar şehrinde aslında olmak istediği kişinin ne olduğunu keşfetmişti: O seks için yaratılmıştı ve bu dürtüsünü tatmin etmenin en kolay yolu da eskortluk yapmaktı. Bu keşfinin ardından çifte bir hayat yaşamaya başladı: Wisconsin'de mazbut ev kadını Suzy, Las Vegas'ta ateşli fahişe Kelly...

"Hızlı Kız", içindeki iblisle tek başına mücadele eden ve huzuru bulmak için tüm hayatını feda eden bir kadının şok edici ve ilham verici gerçek hikâyesidir...


Dünyaca ünlü, olimpiyat koşucusu, ABD'li atlet Suzy Hamilton'ın kendi kaleminden kendi hayat hikayesini anlattığı bu kitabı sevdim. Genetik bir bozukluk sonucu hayatının büyük bölümünü  Bipolar Bozukluk ve Çift Kutuplu Bozukluk hastalıklarının pençesinde geçiren ancak bunu çok geç farkına varan bir kadının hayat hikayesi..

Abiside aynı hastalıktan muzdarip ve gençlik yıllarında tanısı konmasına rağmen, o yıllarda ki akıl hastalığına bakışın kötü olması ''delilik'' ve yetersiz yardım sonucu intihar etmiş. Kendisi ise, çok başarılı bir koşucu olmasına rağmen hayatını sürekli baskı altında geçirmiş, psikolojik olarak bu baskıları kaldıramamış. Zaman zaman depresyon, zaman zaman ise manik hali denilen uçlarda yaşama arasında gidip gelmiş. Bazen intiharı düşünmüş. Ancak hiç bir zaman tatmin olmamış.

Başarılı bir spor yaşamından, Vegas'ta eskortluğa uzanan hayatı, bir gazetecinin onu deşifre etmesi ile kabusa dönünce, gereken yardımı almaya başlamış ve inanılmaz eşinin sürekli desteği sayesinde kendini toparlayınca da bu kitabı yazmış. Akıl hastalığı yaşayan insanların ruh halini yansıtabilmek ve tedaviye kavuşmalarını sağlayabilmek için bu kitabı yazmış.

Öncelikle Suzy inanılmaz cesur bir kadın.. Tüm yaptıklarını kabullenmesi ve göz önüne serebilmesi beni şoka uğrattı. Ve şanslı sanırım, Mike gibi bir kocası olduğu için.. Kendi deyimi ile en büyük tedavisi kocası.. Ben çok biyografi okumam ama bu zaten roman tadındaydı. Hayata farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Tavsiyemdir.

Alıntılar
Akıl hastalığı genetik bir şanssızlıktı, talihsiz bir denklemdi. Ama tedavisi vardı tedavisi var. Onlara yardımcı olabilecek pek çok şey varken öyle çok insan tedavi edilmeden hayatını sürdürüyor ki. Hasta olduğunuz için saklanmak veya utanmak zorunda değilsiniz. İsterseniz tedavi edilebilirsiniz - Tanrıya şükür.

Banyoya gittim, bir jilet aldım ve bileklerimi kestim. Niyetim kendimi öldürmek değildi, Mark’ın onu ne kadar sevdiğimi, ne kadar üzgün olduğumu, onsuz yaşamak istemediğimi bilmesini istiyordum.

Araştırmalar, tedavi edilmeyen bipolar bozukluktan mustarip insanların yüzde 15 ila 17’sinin sonunda intihar ettiğini gösteriyor.

Beyin kimyalarının güdüsünde olduklarını fark etmeden alkole, uyuşturucuya, sekse, alışverişe, hızla işleyen zihinlerinin işkencesini susturan her şeye sarılan insanlar var.

Aklıma bir görüntü geldi: Arabanın kapısını açıp kendimi asfalta attığımı, arkadan gelen arabanın üzerimden geçtiğini hayal ettim. Araba üzerimden geçerken kollarım ve bacaklarımı sallayarak çırpınıyordum. Her şey bir anda bitiveriyordu.















2016/05/23

Gölgedeki Işığım Kitap Yorumum



Gölgedeki Işığım - Meredith Walters
Puanım 5/5
Aşk sizi gölgelere hapsetse de daima bir umut vardır...

Clay'i bir daha asla göremeyeceğini düşünen Maggie kalbinin dağılan parçalarını toplayıp hayatına kaldığı yerden devam etmeye çalışır. Çünkü Clay böyle istemiştir.

Tedavi gördüğü klinikte, Clay'in, Maggie'yi düşünmeden geçirdiği bir tek gün bile yoktur. Yavaş yavaş iyileşse de, kalbi hâlâ onu kurtarmaya çalışan kıza aittir.

Ani bir trajedi onları tekrar bir araya getirdiğinde Maggie ile Clay için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ama değişmeyen bir şey varsa o da birbirlerine duydukları o büyülü aşktır. Bir de karanlığı, o hep istedikleri mutlu sona dönüştürebileceklerine dair besledikleri umut...


İlk kitabını okumak için beklemiştim. Çok beğenince ikinci kitapta çıkalı çok olmadan okuduğum için bir kere daha mutlu oldum. Ben Clay'in hiç bir zaman kötü olduğunu düşünmemiştim. Kendi anlattığı bölümlerde de haklı olduğumu gördüm. Bir yandan da insanın kendi aklının kendisine ihanet etmesinin ne kadar dehşet verici olduğunu düşünmeden edemedim.

                           
Bana ne oluyor bilmiyorum ama sanki kendi çocuğummuş gibi Clay ile bu kitapta gurur duydum. Her sabah yeniden savaşmaya başlaması, pes etmek istediği zaman utanç duygusunu yenip bunu itiraf etmesi, yardımdan kaçmaması ve ne olursa olsun önce kendisi ve tabii ki sevgilisine hak ettiği geleceği sağlamak adına çırpınıp durmasını üzüntüyle okudum. 

Hikayeyenin kurgusu da benden tam puan aldı. Gençlerin doğruyu yapmak adına savaşmalarına bayıldım. Hataları ile yüzleşmeleri ve cesaretleri çok güzeldi. Mags'in ailesi, Ruby ve arkadaşlarının destekleri, en önemlisi de her zaman birbirlerini seçmelerini çok sevdim. Ve özellikle Clay'in anlattığı kısımlar favorim.. Olayları onun gözünden görmek ve onun algıladığı pencereden bakmak enteresandı.
                          
Hastanede olduğu süreç zordu. Ve en sevdiğim kısım ise, önce kendisi iyi olmazsa kimseye faydasının olmayacağını anlamasıydı. Bu arada Clay'in ailesinden nefret ettim. Bu sefer çok yoklar kurguda ama olsun içimde kalmasın. Her insanın doğuştan hak ettiği sevgiyi özellikle de hasta olan bir çocuktan esirgemek bencillik sınırının üstünde oluyor. Bir de anlayamadığım ilk kitapta bir ara sanki Clay'in kardeşinden bahsetti Mags diye hatırlıyorum ancak her iki kitapta da bununla ilgili bir bölüm olmadı. 

                            
Alıntılar 

''Affet. Küçücük bir kelime. Sadece beş harf. ama dünyanın bütün yükünü taşıyor.''

''Böylesine muhteşem bir anının beni paniğe kapılmış bir ucubeye çevirmiş olmasından nefret ediyordum. Keşke paramparça olmadan Maggie'yi düşünebilseydim.''

''Gölgeler karanlıktan ibaret değildir. Işık olmadan gölge olmaz. Yeter ki ışığı ara.''

''En son ne zaman bir doğum günü pastam olduğunu hatırlamıyordum bile. Bugünse iki tane birden gelmişti.''

''Bu resimleri tekrar görmenin bana ne kadar iyi geldiğini kelimelerle ifade edemezdim. Kendini, beni kendimden korumaya adamış kızdan da bu beklenirdi gerçi.''

''Hayatıma sensiz devam etmemi söyleyebilirsin. Ama etmeyeceğim. Asla. Birlikte ne kadar güzel olduğunu unutma, yeter.''

''Kafandaki şüpheler ne olursa olsun, sevdiğin insanla hayatını yaşamana engel olmalarına izin verme.''

''Akıllarımız bizi en mutlu edecek şeyleri mahvedebiliyorlar. Bazen en iyisi olduğunu düşündüğümüz şeyi bir kenara bırakıp, en iyisi olduğunu hissettiğimiz şeyleri seçmemiz gerekir.''

''Clayton Reed'leyken hayat asla çiçekler ve böceklerden ibaret olamayacaktı. Bolca gölgeyle ve kesik kesik ışıklarla dolu olacaktı. Bense, ışığı gördüğüm zaman şükretmeyi öğrenmeye başlıyordum.''

''Kendimi bildim bileli, kurtarılamayacağıma inanmıştım. Ben bile kendimi sevmiyorken, başkalarından beni sevmelerini bekleyemeyeceğimi düşünürdüm.''

''Ve kızdan onun sonsuzluğunu paylaşmasını istedi..''













2016/05/22

Karanlıkta Buldum Seni Kitap Yorumu

Karanlıkta Buldum Seni - Meredith Walters
Puanım 5/4

''Sen beni karanlıkta buldun ve kendimden kurtardın. Seni sonsuza dek seveceğim.''

Maggie Young, kendi deyimiyle, küçük bir kasabada, süper not ortalaması ve sıradan okul aktiviteleriyle yaşayıp giden sıradan bir kızdır. Normal bir ailesi, normal bir okulu, normal arkadaşları, kısacası normal bir hayatı vardır. On sekiz yaşına girmek için gün sayan Maggie, artık sıra dışı bir şeyler yaşamak, tutkuyla sevebileceği bir şeylere sahip olmak ister. Ve Kader Karşısına Clayton Reed'i Çıkartır…

Clayton Reed. Kasabadaki yeni çocuk. Kimseye yüz vermeyen gizemli yakışıklı. Geçmişinden kaçıp sığındığı bu küçük kasabada, her şeyden ve herkesten uzak durmaya kararlı. Maggie Hariç…

Herkesten köşe bucak kaçan Clayton, dış dünyayla arasına kalın duvarlar örse de Maggie o duvarların ardında neler olup bittiğini öğrenmeye kararlıdır. Çünkü tanıdığı hiç kimseye benzemeyen bu gizemli yabancıya deliler gibi âşık olmuştur. Ama o duvarların ardında yaşananlar Maggie'nin tahmin edebileceğinden çok daha korkunçtur. 


Clayton çok geçmeden adeta bir kelebek gibi Maggie'nin ışığına kapılıp özgürleştiğini sanır, Maggie ise Clayton'ın karanlığına hapsolur. Gün geçtikçe büyüyen bu karanlık, ikisini de yavaş yavaş yutarken onlar aşklarının her şeyin üstesinden geleceğine inanmaya devam eder. Çünkü delice bir aşktır onlarınki. Ya da belki sadece delilik… 

New York Times çok satan yazarı A. Meredith Walters'tan kırık bir "ilk aşk" hikâyesi..

Kitap uzun zamandır kitaplığımda bulunmasına rağmen yeni okuma fırsatım oldu. Arka kapak yazısı dikkatimi çekmiş ancak bloglarda yapılan yorumlar üzerine hayal kırıklığına uğramıştım. Bu da okumamı sürekli ertelememe neden oldu. Klasik iyi kız, kötü çocuk romanı olarak anlatılmıştı. Değilmiş! İkinci kitabı da yine ilgimi çekince ya Allah dedim başladım. Sonrasında kurgu değil ama karakterler hakkında spoiler vereceğim. Vermeden anlatamam kafamdakileri.. Ama kitabın başlarında bunlar açığa kavuşuyor zaten..

Zaten başlar başlamaz elimden bırakamadım ve iki günde bitirdim. Şimdi de ikincisini okuyorum.. Klasik iyi kız kötü çocuk değil dedim. Neden? Çünkü Clayton kötü bir çocuk değil. Hasta bir çocuk.. Sınırda bir kişilik bozukluğu ve Bipolar bozukluk teşhisi konmuş, ağır bir tedavinin ardından, destek göremediği zengin ama burnu havada sevgisiz ailesinin yanından teyzesinin yanına taşınmış, arızalı hatta belki deli ama son derece iyi olmaya çalışan bir çocuk..

Normal insanların doğal tepkiler sonucu oluşturduğu davranışları sergilemek için o sürekli çaba harcamak zorunda.. Duyguları ile başa çıkamıyor ve ilaçlarını kullanırsa hiç bir şey hissedemiyor. Hissetmesinin bedeli ise kendisine ve onu sevenlere zarar vermek. Şimdiye kadar hiç bir kurguda normal davranmak, mükemmel olmak için bu kadar çaba sarfeden bir karakter görmedim. Tabii ben bunları rahatlıkla yazıyorum çünkü ikinci kitaba başladım ve burada ilk kitaptan farklı olarak ikili anlatımı tercih etmiş yazar. İlk kitabı Maggie üzerinden okuyunca onun yorumları ve düşüncelerini benimsiyorsunuz. Keşke ilk kitapta da ikili anlatım yapsaymış. 

                           
Maggie ise sıradan hayatında, her günü birbirinin aynı yaşayan bir kız ta ki Clay'e çarpılana (çarpana) kadar.. Onun ki ilk görüşte yada çarpışta aşk.. Bu çok sevimli, yakışıklı, arızalı, asosyal, davranışları sürekli değişen çocuk onun sadece kalbine değil doğuştan gelen koruma güdülerine de hitap ediyor. Gördüğüm yorumlar arasında Clay'in sürekli pislik yaptığını düşünmüştüm ama değil. Birden sinirlenip canını yakıyor ama saniyesinde pişman olup ağlayabiliyor. Mag'in onu sevmeye devam etme nedeni ise ne yaparsa yapsın aslında bunu istemeden yapıyor oluşu..

Maggie'yi de sevdim. Çok mızmız bir karakter değil. Kendi öz eleştirisini yapıyor, ders alıyor mu hayır ama yapıyor en azından ;) İlk aşk mı, tek aşk mı serinin devamında göreceğiz. Takıntılı bir karakteri var ama bence bu Clay'in hastalığından kaynaklanıyor. Yapış yapış bir karakter değil ama affedici..

Kısaca bu kitaba ve aşklarına, kurguya bayıldım. Neden 4 puan verdim peki.. Şöyle ki kurguda yaşı ile Clay'in yaşadıkları arasında tutarsızlık var. Her iki karakterde 17 yaşında.. Kurgu gereği reşit olmamaları gerekiyor. Buraya kadar tamam ama Clay 4,5 yıldır madde bağımlılığından tutun, seks partilerine kadar bir sürü olumsuz ve berbat şeyler yaşamış. Yani 12,13 yaşlarında.. İşte bu olmadı. Mantık sınırını aşıyor.Bu çeviri hatası mıdır yoksa yazarın kendini kaptırması mı bilemedim. Ama rahatsız ediciydi.

Bu arada Mag'in ailesini ve arkadaşlarını sevdim ama Ruby ve Lisa çiftine bayıldım. Ruby Clay'in teyzesi, Lisa ise Ruby'nin kız arkadaşı.. Clay'e sürekli destek olan çok sevimli bir çift.. Seri toplamda iki kitap ve iki novelladan oluşuyor. İkinci kitabı yeni çevrildi, novellaları genelde bizim yayınevleri çevirmiyor. Umarım çevirirler.. 

Kapağına bayıldım ki orjinal kapağı kullanmışlar..

Alıntılar

"Kasabanın güzellik kraliçesinin ve aşık olduğu kitap kurdunun tek çocuğuydum."

''Her şeyin kötü olmadığını hatırlamamı sağlayan o küçük anlar.. Çünkü onu seviyorum. O da beni sevebileceği tek şekilde seviyor. Belki de tek hatam, yalnız başıma üstesinden gelemeyeceğimi fark etmemiş olmamdı.''

''Belki de Clayton Reed'de onu savunmasız gösteren bir şeyler vardı. Omuzlarının düşük olması, kimseye bakmak istememesi. Sanki hiç kimsenin onu görmesini istemiyor gibiydi ve ben de sırf bu yüzden onu görmek istiyordum.''

''Neden onu görmeyi bu kadar istiyordum ki? Onunla konuşup onu çözmek neden bu kadar önemliydi?''

Beni görmezden gelmiyordu. Hatta benim dünyadaki tek amacım onu gıcık etmekmiş gibi davranıyordu. Benim yanımdayken asabiydi, kısa cümleler kuruyordu ve okuldaki gibi asosyal değildi. Ben de buna bayılıyordum. Çok gariptim..''

''Huzursuz oldum, Endişelendim. Arkadaşlarının beni istemediklerini biliyordum. Bu hislerim de kızgınlık olarak çıkıverdi. Sinirimi en yakınımdakinden çıkarmak gibi bir huyum var. Her zaman kibar davranan birisi değilim ben, Maggie. Hiç istemeyeceğin ya da hak etmediğin sıkıntılarım var.''

''Senin olduğun bir odada Maggie, tek gördüğüm sensin. Sen her şeyi güzelleştiriyorsun, her şey senin sayende daha net oluyor. Kafamdaki deli sesleri susturuyorsun sen. Seninleyken düşünebiliyorum, hatta nefes alabiliyorum. Senin bana yaşattığın hisler, şimdiye dek yaşadığım en inanılmaz, en korkunç hisler.''

"Senin yanında olmaya ihtiyacım var! Şu anlamsız, berbat hayatımda bir anlam ifade eden tek şey bu..."

"Seni seviyorum," dedim nefes nefese. İlk söylediğimden beri, ona "seni seviyorum" demeden duramadığımı fark ettim. Her gün her dakika benim için ne kadar önemli olduğunu bilmesini istiyordum."

"Sen beni her gün kurtarıyorsun. Sen, beni mutlu eden tek şeysin. İhtiyacım olan tek şey sensin."

Seni bırakamam. Ne şimdi, ne de başka bir zaman. SANA MUHTACIM BEN. 

"Seninleyken kendimi kontrol edemiyormuşum gibi hissediyorum. Sanki çırılçıplakmışım, ilk defa birisi içimi olduğu gibi görüyormuş gibi geliyor."

"Biz birbirimize aittik. Hayatlarımız açıklanmayacak bir şekilde iç içeydi ve aramızdaki bağ inkar edilemeyecek kadar yoğundu. Ona elimden gelen her şeyi vermek istiyordum. Sevildiğini, ona değer verdiğimi bilsin ve kendini iyi hissetsin istiyordum." 

En kusursuz anılar, unutması en çok acı verenlerdir. 

''En sonunda çekip gideceğini düşünüyorum ve böyle zorlayarak haklı olduğumu kanıtlamaya çalışıyorum, sanırım. Bu korkunç şeyleri söylememin tek sebebi dayanabilecek misin diye kontrol etmek istemem. Ne olursa olsun bana katlanacak mısın, görmek istedim. Ama yapmamalıydım! Sırf kafamda kurduğum aptalca, hastalıklı bir teoriyi kanıtlamak için sana öyle davranmamalıydım. Lütfen terk etme beni! Sensiz yaşayamam ben! ''

"Hissediyor musun? Senin o kalp. Sonsuza kadar senin olacak!"

"Bazen, aşk her şeyi kurtarmaya yetmez ve yapabileceğin en iyi şey bırakıp gitmek olur. Ne kadar canını yaksa da..."


İkinci Kitap Gölgedeki Işığım yorumu için tık tık!









2016/05/20

Ali'm Kitap Yorumum


Ali'm - Işıl Parlakyıldız 
Puanım 5/5
"Biliyordum, onu gördüğümde yine bütün kalkanlarım bedenimi saracak ve aşık ruhumu saklayacaktım. Artık hiç değilse kendime dürüst olma vaktiydi. Aslı ruhuma işlemişti işlemesine de ben bunu istiyor muydum? Hoş, aklıma ve ruhuma girerken bana sorduğu yoktu ama korkuyordum. Hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkuyordum." 

Ali Aral, nam-ı diğer Ali'm… Karanlık ve acımasız bir hayatı seçmek zorunda kalan, korkularını ve pişmanlıklarını kör bir cesaretin arkasına saklayan bir adam… 


Ali'm, yetimliğin acısını : Duygu'ya kan, Bekir'e can, Sedat'a yıkılmayan duvar olarak unutmuştu. Avare aşkların efendisiyken bir gün hayatına gökten zembille inen Aslı'yla tanıştığında, hayatındaki en büyük eksikliğin ne olduğunu anladı : AŞK… Fakat hayatındaki eksik şeyi yerine koymak sandığı kadar kolay olmayacaktı… Hercai arzuların ebedi aşka dönüştüğü Bir Türk Masalı daha…

Işılca'nın kitaplarını okurken karışık duygulara kapılıyorum. Bu kitabı da okurken beni şaşırtmadı. Koruyup sahip çıkmayı, şiddetle harmanlamış, Aşkı ve sevgiyi iliklerine kadar hissettirmiş. En son sinirle lanet olsun içimde ki insan sevgisine dedim ve bir kitabı daha bitirmiş oldum. 

Ali'm kitabının bu kapağına bayıldım ve bunu kullandım ama ikinci basımında yayınevi değiştiği için kapağı da değişmiş. Onuda sevdim ama bu sanki Ali'ye nam-ı diğer Beyoğlu'na çok yakışmış. Ali, bir Türk Masalı serisinin ikinci kitabı.. Ben bunu okumak isteyip seriyi bozmamak adına Duygu'dan başlamıştım. Ve zaten iç içe geçen yaşamları nedeniyle Ali ile orada tanışmıştım ki ne tanışmak.

Yazarın kelimelerini sevdiğimi ama kurgusuna kızdığımı okuduğum diğer kitaplarında yazmıştım. Yine bu kitapta da az da olsa sinirlerim zıplamadı değil. Ama Türk Masalı adı altında bizim güçlü, karizma kendinden emin erkeklerimiz bu kadar oluyor. Christian Grey hayalini kuran bir türk kızının bulacağı ya Ali ya Sedat mantığını kurup bu konu ile ilgili burada susuyorum. 

Ali'nin yaralarına ilk kitapta giriş yapmıştık, bu sefer kendi ağzından okumuş olduk. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, bizim bu çok sevdiğimiz kitap, dizi karakterleri var ya onları sevmemizin tek nedeni bir kadın tarafından yaratılmış olmaları. Bakınız: Edward Cullen, Christian Grey, Jesse Ward, .. Örnekler yaz yaz bitmez.. Yani yok öyle erkekler.. 

Ali, babasını kaybettikten sonra annesini korumak adına kendini ıslahevinde bulmuş, oralarda küçücük hali ile kaybolacakken Sedat ile tanışmış ve hayatı yön değiştirmiş bir erkek.. Ne sevmeyi ne sevilmeyi bilen (Duygu istisna), kalbini açmaktan deli gibi korkan, reddedilmeyi kaldıramayacağı korkusu ile deli gibi sevdiği Aslı'yı korkudan hırpalayan(ilk aşık olduğunuz zamanları hatırlamanızı rica ederim. Hepimiz aslında en sevdiğimizi hırpalarız..) ama herkesin ailesinde olmasını isteyeceği bir adam.

Kendini affetmeyi, aşkı ve sevgiyi öğrenme sürecini kendi bakış açısından anlatmasına bayıldım. O çok neşeli, aldırmaz Ali'nin içinde kopan fırtınalara şahit olmak beni benden aldı. Kitaba bayıldım.. Çok sevdiğim diğer karakterlerin kurguda olmasına ve onların yarım kalan hikayelerinin devamına da bayıldım. İlk kitapta çok kendine yer bulamayan Levent bu kitapta ağırlıktaydı. Okumuş mafyayı çok sevdim.

Serinin üçüncü kitabı ''Bekir''. En suskun olan karakterin hikayesini deli gibi merak ediyorum. Bu seriye biraz ara verip özlemeyi planlıyorum, sonra onuda okuyacağım. Ama esas bomba ''Sedat'' olur ki ne zaman yazılacak bilmiyorum. Yazar son kitabını basıma vermek üzere ve maalesef bu seriden değil. Bir Ortaçağ Masalı beni çekmemişti. (Sanki okumayacağım, sonunda bir türk yazarı benimsemek paha biçilemez) Görselini görünce kesinlikle okuma listeme aldım. 

Game of Thrones dizisinde aşklarına bayıldığım bu ikiliyi canlandırarak keyifle okurum diye düşünüyorum.



Alıntılar

Şu Eros dedikleri aşk tanrısı beni tam kıçımdan vurmuştu. Şimdi bulutların arasında zavallı Ali diyerek beni seyrediyor olmalıydı. Ulan Eros ben seni yakalarsam o okları teker teker münasip bir yerine sokmaz mıyım? Valla sokarken bir zevk alırım ki sorma!

Çirkin sevdikleri için her şeyi yapacak bir kızdı. Kendinden vazgeçer, yine de sevdiğini üzmezdi. Oysa insan sevdiğine daha çok zarar verirdi. Daha çok kırar, daha çok kavga eder, daha çok incitirdi.

Ellerimi sıkmaktan parmaklarımda kan kalmamıştı. İçimdeki duvarın dibine sinmiş yaralı âşık Ali yok olurken, ben artık ne yapmam gerektiğini biliyordum.


"Ne yani Aslı bana âşık mı?"
"He ona tokat attın yere yapıştı diye çarpılmış sana..."
"Ağır oldu."
İçim acıyordu benim. Haksızlık değil miydi bu benim aşkı bilmeyen öksüz ruhuma.

Hey! hey! İstanbul'un delikanlılarının ellerinde biberon, altlarında eşofman, karılarının dizlerinin dibinde oturmaları gerçekten manidardı.

"Yok baba yok! Ben vermem Duygu'yu, kalır evde... Bekir gelsin öyle..."

"Sen sevmiyor musun?"
"Seviyorum da abi... Ne söylüyorum ne becerebiliyorum!'
"Zamanla Ali'm zamanla. Bizi çok seven olmadı ki sevmesini bilelim"

"Ali çocuklar annelerinden korkarlar, bu ürktükleri için değil sevgilerini kaybedecekleri içindir. Belki de onun karşısına dikildiğinde annenin seni istemeyeceğinden korkuyorsundur.''

Kadın bilmeden içimi ısıtmıştı. Kim derdi ki küçük Ali'nin annesi öksüz Sedat'ın annesi olacak.

"Hiç mi sevgimi hissettiremedim sana? Hiç mi gözlerine nasıl bir aşkla baktığımı, hayran olduğumu, maviliklerinde kaybolduğumu anlayamadın? Hiç mi teninde dağılan tenimi hissedemedin? Yüzümdeki gülüşün seninle var olduğunu hiç mi bilemedin?"

"Ali'm demiyorsun ya bu benim canımı çok yakıyor."

"Yeterli değil bu iki kelime Aslı! Seni kendimden, aldığım nefesten, yaşadığım bu lanet hayattan bile çok seviyorken o iki kelime taşıyamıyor bizi."

Tek bildiğim mutluydum ve hayatım merhametim dediğim Çirkinim, vicdanım dediğim annem ve ömrüm dediğim Aslı'nın arkasından koşmakla geçecekti.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;