2016/06/17

Ada Kitap Yorumum



Ada - Lynen Matson
Puanım 5/5

VAR OLMAYAN BİR ADADAN NASIL KURTULURSUN?

"Tamam, İşte durum şu. Buraya ergenlik yıllarındayken, on üç on dokuz yaş arası bir yerde geliyorsun. Bir yılın var. Ya bir kapı yakalarsın ya da..." Durdu, safir gözleri alevler içindeydi, kendisi tutuşacak zannettim. "Ya da?" diye bastırdım. "Ölürsün." Gizemli Nil Adası'nda kurallar belliydi. Bir yılınız vardı. Kaçmak ya da hayatta kalmak için tam 365 gün.

On yedi yaşındaki Charley kuralları bilmiyordu. Hatta nerede olduğundan bile haberi yoktu. Hatırladığı son şey sıcak hava ve kendinden geçtiğiydi. Uyandığındaysa kayalık bir arazide çırılçıplaktı. Kaybolmuş ve yalnız hisseden Charley, adada uzun süre hiçbir insana rastlamamıştı, ta ki gençlerin lideri Thad ile karşılaşana kadar. Artık, adadan kaçmanın ne kadar zor olduğunu öğrenmişti… ve tabii bir de âşık olmanın. Thad'in zamanı doluyordu ve Charley, geleceklerini kurtarabilmek için önce Thad'i kurtarması gerektiğini fark etmişti. Ancak tehlikelerle dolu bu adada en büyük tehdit zamandı!

"Ada'yı bitirdiğimde tırnaklarım yenmiş, sinirlerim gerilmişti ve kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Nefesinizi kesecek kadar heyecan verici."
-Kasie West, Dönüm Noktası romanının yazarı-

"Elinizden bırakamayacağınız, sayfaları ardı ardına çevireceğiniz bir hikâye!"
-Mary E. Pearson, Hayata Uyanmak romanının yazarı-

"Gerilim dolu, güçlü bir çıkış romanı. Ada'nın sinematografik anlatımı ve tehlikelerle dolu doğası, Lost dizisi hayranlarına yepyeni bir bölüm gibi gelecek."
-Publishers Weekly-


Distopya tarzı kitaplara bayılsam da bu kitabın yorumunu okuduğum bir blogda, çokta okumaya değmeyeceğini okuyunca okumak istememiştim. Ancak ikinci kitabın çıkışıyla okuduğum beğenilerden sonra bir bakalım dedim ve bayıldım. Öncelikle hikaye her ne kadar labirenti andırıyor dense de, ben okumadım ama filminden bildiğim kadarıyla benzetemedim.

Ama zaten distopyaların hepsi bir yerde benzeşiyor mecburen. Kurgusunu, yazım dilini, karakterleri ve diyalogları çok sevdim. İlk 40 sayfada biraz tereddütteydim ama sonrası su gibi akıp gitti. Hemen ikincisini okumak istiyorum. Kitabın sonu burda da bitmez ki diyecektim ki yazar toparlamış. 

Kitabın konusuna gelecek olursak, bir şekilde kendilerini adada bulan 13-19 yaş arası gençlerin kurtulma çabalarını anlatıyor. Bu arada adada oluşturulan yaşam şirinler köyüne benziyor. Herkes çalışıyor ve ortak yiyor. Gargamel adanın kendisi.. Adadan kurtulmaları insanların iyi ve yada kötülüklerine göre değişmediği için çok mistik bir bağlantı olmayacağını düşünüyorum. Ama sonra 365 gün sınırı geliyor.

Thad, tam rüyalarda ki erkek olabilirmiş gerçekten ama son anda yaptığı beni çok kızdırdı. Bir diğer kafama takılan da adadan kurtulanların bağlı olduğu bir birlik olmaması.. İnsanların çıplak ortaya çıkmalarının haber olmaması da manidar. Yani bütün boşluklarına rağmen hikayeyi çok sevdim. Umarım ikinci kitapta sırlar biraz daha çözülür. Bir ara acaba orada ki insanlar komada da gerçekten ölen adada da ölüyor mu diye teoriler bile türettim. 

Alıntılar
Nil Adası, tıpkı sabahtan akşama kadar süren bir yolculuk sonrası, halinizden memnun ve hayattan başınız dönmüş halde konaklayacağınız yere giriş yaptıktan sonra gözünüze çarpan kız gibiydi. 
Fakat onu yakından tanımanızla, gerçeklik bağırsaklarınızı deşiyordu. Gerçek şuydu ki, zalimdi bu ada. Kalpsizdi. Siz arkanızı dönünce en yakın arkadaşınızla yatan türden bir kızdı. 

''Nil'e geliriz, bazılarımız gider Nil'den ve bazı benim gibiler kalır. Saat tükenir, zamanımız biter ve Nil ipi çeker.''

Masallar prenses kostümü giymiş küçük kızlar içindi, umut etmeye cesaret bulamayan on yedi yaşındaki delikanlılar için değil. Ayrıca, Ada iyilik perisi değildi, orası su götürmez bir gerçekti. Yine de ümitlendim, çünkü mecburdum.
















2016/06/16

Bir Küçük Yalan Kitap Yorumum



Bir Küçük Yalan - K.A.Tucker
Puanım 5/5
Cleary kardeşler arasında olgunluğu ve güçlü kişiliği sayesinde ailesinin trajik ölümünün ve ablası Kacey'nin kendi kendine zarar verdiği dönemin üstesinden gelmeyi başaran ve daha dengeli olan kız kardeş, her zaman Livie oldu. Ama bu dış görünüşün ardında, babasının ona söylediği son sözlere tutunmuş küçük bir kız çocuğu vardı. 

Babası ona, "Seninle gurur duyayım," demişti. Küçük kız da böyle olacağına söz vermişti. Ve geçen 17 yıl boyunca her seçiminde, her sözünde ve her davranışında, elinden gelenin en iyisini yaptı. Livie, sağlam bir plan ile Princeton Üniversitesine adım attığında amacına ulaşmakta kararlıydı: Derslerinde çok başarılı olacak, tıp fakültesine yönelecek ve bir gün evleneceği iyi ve saygın bir adamla tanışacaktı. 

Planının bir parçası olmayanlar ise Jell-O fondipleri, hayır diyemediği cana yakın ve parti delisi oda arkadaşı, tabii bir de erkek kürek takımının muhteşem kaptanı Ashton'dı. Kesinlikle Ashton'dı. O, Livie'nin olmayan sinirlerini zıplatan kibirli bir pislik ve Livie'nin bir erkekte istemeyeceği her şeydi. Daha da kötüsü Ashton, Livie'nin ölçütlerine tam da uyan kişinin -yani Connor'ın en iyi arkadaşı ve evini paylaştığı kişiydi. Peki, o zaman Livie neden Ashton'ı düşleyip duruyordu? 

Livie kendini, artık üstesinden gelemeyeceğini düşündüğü vasat notlar ve kariyer düşleri ile Ashton'a karşı hissetmemesi gereken duygular içinde buluverdiğinde babasına verdiği sözden ve bildiği tek kimlikten vazgeçmek zorunda kalacak mıydı?


                            Sen benim, ömürlük kızımsın..

Cleary kardeşlere bayılıyorum. On Küçük Nefes kitabını ne kadar çok sevdiğimi yazmıştım. Serinin ikinci kitabının da üstüne resmen atladım. Yazarın dilini ve kurgu dünyasını çok seviyorum. İlk kitapta anne babasının kazalarının ardından hem bedenen hemde zihnen enkaz olan Keacy'nin dokunaklı hikayesi, aşkı ve affetmeyi öğrenmesini işlemişti yazar. 

Bu kitapta ise onun mükemmel, başarılı, utangaç kardeşi Livie'nin kendi sorunlarının üstesinden gelmesi ve aşkı bulmasını işlemiş. Ancak bu sefer o kadar dramatik değil. Kimi kandırıyorum ki? Livie'nin hikayesini ilk kitaptan biliyoruz ama bir de Ashton var ki hayatı tam anlamıyla mükemmel görünen bir b.kluk yuvası..  Zeki, özverili, ukala, flörtöz Ashton.. Kitabın başlarında sevdim mi yoksa yumruk atmak mı istedim kararsızdım. Ancak Ashton her kızın kalbini 2 saniye de çalabilir. İnanmıyorsanız, okuyup kendiniz görün ;)

Livie, ailesinin kaybının ardından, ablasının geri gelmesine çok mutluydu. Yeni kahramanı ablasını ona hediye eden psikiyatrist Dr Stayner. Onunsa psikolojik problemleri yoktu. Son derece başarılı ve istikrarlı bir hayatı var, mükemmel olmayan hiç bir davranışa tahammülü yok. Stayner onu ilk aradığında sorun etmemişti. İkinciyi de ta ki kendini her hafta düzenli telefon terapilerinde bulana kadar.

Doktorun ve ablasının işbirliği ile aldığı haftalık ödevleri (göle kuğu dalışı yapmak, kolejin ilk günü sarhoş olmak ya da tavuk kovalamak) neden aksatmadan yaptığını bilmiyor ancak kendi içinde değişimler hissediyor. Sonrası kolej ve aşk.. Bu iki kız ailelerini kaybetmiş olabilir ancak kendileri gibi yaralı bir ekipten oluşan aileleri mükemmel! İlk kitapta ki karakterlerin hayatlarından kesitler güzeldi. 

En etkilendiğim bölüm ise Eric ile Derek, kanser hastası 5 yaşında ki iki çocuk. Allahım sonunda onlardan haber alamayacağım sanmıştım ama yazar atlamamış. Çoğu kolej karakterlerinden oluşan hikayenin dili ve olay örgüsü çok eğlenceli.

Kitapta takıldığım tek konu tabii ki çeviri.. Oh, My God! Ne zamandan beri Oy!! Aman Tanrım diye çevriliyor. Çevirmenin hangi yöreden geldiğini merak ettim çünkü oy! çok kullanılan bir nida değildir zaten.. Livie'nin çok kullandığı bir kelime olması nedeniyle her Oy diye başladığında içimden 5'e kadar saydım. Sonra da acaba diğer cümlelerde neler olmuş diye takıldım. Kitabın orjinalini bulup onuda okumak istiyorum. Hatta bu çeviriden kaynaklı serinin kalan iki kitabını da ingilizce okurum.

Serinin kalan kitapları demişken, üçüncü kitaptan bir kısım eklemiş yayınevi sonuna.. Sırada Cain var. Genç yaşta striptiz kulübü sahibi olan karizmatik Cain!
Okuduğum bölüme kadar olan kısımdan sonrasını merak ettim zaten çevirisini bekleyemem. Çeviri hatasından dolayı puan kırmadım çünkü hikayeyi çok sevdim.

Alıntılar 
Bacaklarımı göğsüme çekip ikisine de sarılıyorum ve nedense bu pozisyon, içimdeki ani gerginliği rahatlatıyor. Birçok çocukla bir arada bulundum ve onlardan birçok şey duydum. Hatta ölüm ve cennet hakkında birçok konuşmaya katıldım. Ama sırf merakla ateşlenen o afacan çocuk muhabbetlerinin aksine, Eric’in kelimeleri bütün bedenimi ürpertti. Çünkü gerçek. Önümdeki bu iki oğlan, hiçbir zaman bir kızı öpemeyebilir, hiçbir zaman bir yarış arabası pilotu olamayabilir ya da -dost canlısı olsun olmasın- kurt adamların var olup olmadıklarını öğrenemeyebilir. Hayatın onlara sunduğu her şeyi kaçırabilirler; çünkü acımasız ve zalim bazı nedenler yüzünden, çocukken ölmemek diye bir şey yok.

“benden, bunu sana söylemememi istedi. Sorun olursa atlatmak için saçma sapan bir hikâye uydurmamı söyledi.”  “Ama düşündüm ki bu, senin İçin önemli olabilir.”

“Bir erkeğin senden hoşlandığım nasıl anlarsın? Yani gerçekten hoşlandığını?''
“Genellikle söylediği değil yaptığı şeylerden anlarsın. Ve eğer bunları çok belli etmeden yapıyorsa fena hâlde hoşlanıyordur.”






2016/06/14

666 Park Bulvarı Kitap Yorumum



666 Park Bulvarı - Gabrielle Pierce
Puanım 5/4
Nişanlınızın annesinin bir cadı olduğunu fark ederseniz, Ne yaparsınız? Gerçek bir cadı ama...

Müthiş zengin Malcolm Doran hayatına girip ayaklarını yerden kestiğinden beri, çaylak mimar Jane Boyle, bir peri masalının içinde yaşıyor. Malcolm göz kamaştırıcı bir pırlantayla evlenme teklif ettiğindeyse, Jane, şansına inanamıyor ve Paris'teki işini bırakıp New York'ta Malcolm'la yeni bir başlangıç yapmaya karar veriyor.

Ancak Malcolm, Jane'i Manhattan'ın en korkulan ve saygı duyulan ailelerinden biri olan Doran ailesi ile tanıştırdığında, peri masalı bir kâbusa dönüşmeye başlıyor. Jane'in kendisi ve dünya hakkında bildiği ne varsa kısa sürede tepetaklak oluyor. Genç kadın şimdi yeni keşfettiği sıra dışı yetenekleriyle ve bu yetenekleri ne pahasına olursa olsun ele geçirmeye kararlı düşmanlarla savaşmak zorunda.

"Ürpertici, dehşet verici ve son moda... Saf kötülük hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı!"  -
-Kerrelyn Sparks, New York Times çoksatarı yazar-

"Gizem ve entrikanın muhteşem, büyüleyici harmanı ateşli bir romantizmle birleşiyor. Baştan sona merak uyandıran bir kitap. Akıcı dili, zengin detayları ve baştan çıkarıcı hikâyesiyle -sihre inansın inanmasın- okuru kendine bağlıyor ve daha fazlasını okuma isteği uyandırıyor." -
-Romantic Times Book Review-

"Karanlık sırlar ve tam anlamıyla kötü insanlar. 666 Park Bulvarı, son sayfasına kadar heyecanını yitirmiyor."
-Zoey Dean, New York Times çoksatarı yazar-

Gabriella Pierce, iki köpeğiyle Paris'te yaşayan bir Amerikalı.


Cadılar, vampirler gibi paranormal ve mistik yapılara olan tutkum had safhada olduğundan dolayı bu kitabı da zevkle okudum. Serinin şu ana kadar yayınlanan üç kitabı mevcut, ülkemizde ilki çevrilmiş. Artemis Yayınlarının diğer kitapları da çevireceğini düşünüyorum.

Kitabın dili akıcı, kurgusu ise sadeydi. Olayların gelişim hızı biraz fazla geldi ki zaman zaman mantık çerçevesine oturtmaya çalıştım. Çok rahatsız edici olmasa da daha iyi kurgulanabilirdi. Hikaye tek karakter üzerinden anlatıldığı için, gizem ve merak unsuru son satıra kadar devam ediyor.

Ana karakterimiz Jane, Fransa'da yetişmiş, ailesini kazada kaybettikten sonra büyükannesinin bakımı altında geçirdiği yalnız ve korunaklı çocukluğun bitiminde Paris'e kaçmış sıradan bir genç kız gibi görünüyor. Ancak çok geçmeden kendisinin cadı olduğunu keşfediyor ve evlenmek olduğu nişanlısı ile Manhattan'a taşınıyor. Hızlı geçen kısmı ise Malcolm ile tanışmaları, evlilik kararı ve taşınma kararının ardından soluğu uçakta almaları..

Amerika'da kendini bölgenin güçlü ve popüler ailelerinden birinin içinde bulan Jane, sıradan yaşamının alışkanlıklarından vazgeçemese de uyum sağlamaya çalışıyor. Hikayenin büyük bir kısmında nişanlı Malcolm olmadan kaynanası ile düğün hazırlıkları, cadılığın araştırılması ve yeni ailesinin de cadı olduğunu öğrenmesi üzerine kurgu oturtulmuş.

Jane, saf bir karakter. Yani kim büyük bir güce sahip olduğunu öğrenip üzerine hiç kafa yormaz ki.. gibi mantığımı zorlayan karakterleri çok sevemesem de, göz ardı edince Jane'i sevdim. Kitabın bittiği yer, kilit bir nokta olduğundan esas mistik ve paranormal kısım ikinci kitapta olacak diye ümit ediyorum.

Bir parantezde kaynana Lynne için açmak lazım. Cadı olsun ya da olmasın kimsenin böyle bir karaktere katlanabileceğini sanmıyorum. Kötülüğün vücut bulmuş hali. Ancak kurguyu neredeyse o yönlendiriyor. Malcolm ise, varlığı yokluğu bir, pasif bir karakter olmuş. Keşke daha güçlü yazılsaydı. Belki diğer kitaplarda değişir.

Cadılar, diye okuyunca biraz Salem'i ve cadılığın nereden geldiğini araştırdım. Bulduğum en açıklayıcı yazı Onedio'daydı. Sizlerde tarihin şahit olduğu gerçek cadı mahkemelerine bir göz atmak isterseniz. Tık Tık! Anlamadığım neden sadece kadınların cadılıkla suçlandığı? Özellikle güzel, neşeli ve eğlenceli kadınlar hep cadı olmakla itham edilmiş..


















2016/06/09

Badem Ağacı Kitap Yorumu



Badem Ağacı - Michelle Cohen Corasanti
Puanım 5/5

Bir nefeslik umut, masum bir çığlık ve acılara rağmen uçurumun kenarına sıkıca tutunan küçücük eller…

Ahmed Hamit, keskin zekâsıyla etrafındaki herkesi kendine hayran bırakan sekiz yaşında bir çocuktur. Fakat Filistin'in işgal altındaki topraklarında yaşayan ailesini ve sevdiklerini kurtarmak için elinden hiçbir şey gelmez. 


Üstelik her şeylerini kaybetme korkusuyla geçip giden günler umutlarını biraz daha söndürmektedir. Ve Ahmed on ikinci yaşına bastığında kâbuslar gerçeğe dönüşür. Babası tutuklanır, evleri yerle bir edilir ve kardeşleri çatışmaların körüklediği nefrete yenik düşer. 

Fakir ve yok olmaya mahkûm ailesini kurtarmak için Ahmed'in yapabileceği tek şey ise zekâsını kullandığı ilham verici bir hayat yolculuğuna çıkmaktır. Bu yolda, şiddetin ve kaybın o acımasız hissi hüküm sürecek, küçücük bir umut ışığı bile çöldeki bir su damlası kadar değerli olacaktır… 

Badem Ağacı dünyanın önyargılarla tanıdığı, akıl almaz acılarla yaşayan Filistin halkının cesaret ve inanç dolu öyküsünü tüm gerçekliğiyle haykırıyor. 

"İlk sayfasıyla sizi yakalayan ve kimseyi suçlamadan yüreğinizi Filistinliler için çarptıran bir hikâye. Politik çekişmeler barış getirmiyor, mucizeyi bir roman yaratıyor."  -Huffington Post-

"Nefessiz kaldım. Gözyaşlarımı tutamayacak kadar etkilendim." 
-Esotericphoenix.wordpress.com-

"Herkesin okuması gereken bir hikâye. Sizi en başından etkisi altına alacak." 
-Wanda's Reviews-

"Harikulade ve etkili… İnsan olmanın gerçekten ne olduğuna dair gerçekçi ve bütünlüklü bir kurgu. Eğer İsrail ve Filistin arasında bir barış olacaksa bu ancak böyle romanlar sayesinde gerçekleşecek… Bu kitap, okuyanlarının kalbinde ve ruhunda uzun süre yankılanacak… Bazı kitaplar insanları derinlemesine etkiler, işte Badem Ağacı da onlardan biri."    -Les Edgerton-

"Yeryüzündeki tüm insanların kalbine dokunabilecek bir kitap." 
-The Author's Blog-

"İnandırıcılığı çok yüksek bir roman. Karakterler çok iyi işlenmiş ve her şey bir film gibi gözlerimin önünde canlanıyor… Fedakârlık, mücadele, acı, işkence ve zorlukların çok dokunaklı bir hikâyesi." -Metro Reader- 

Badem Ağacı ilk sayfasından size içine çekiyor ve bir daha da bırakmıyor. Bu, hayal bile edilemeyecek bir trajedinin ortasındaki azim ve umudun çok güzel anlatılmış heyecanlı bir hikâyesi."   -Honey Lemon Tea Blog-

"Uzun zamandır hiçbir kitap beni Badem Ağacı kadar etkilemedi ve gözyaşlarımı akıtmadı."     -E-book Review-


Ortadoğu'da yıllardır süregelen savaşı, Filistin halkının uğradığı soykırımı  ve tüm dünyanın buna sessiz kalmasını anlatan inanılmaz etkilendiğim, elimden bırakamadığım bir hikaye.. Daha önce 'Uçurtma Avcısı'nda afganlar 
üzerinden okuduğuma benzer bir kitap. İlk defa Filistin, İsrail ilişkisini ezilen tarafın gözünden okudum. Yazar kimseyi kırmamaya dikkat etmiş ve karakterimiz her şeye rağmen hümanist olmasına ve kimseyi suçlamamasına rağmen, tüm gerçekleri gözler önüne sermiş.

Süslüi, abartılı kelimeler, dramatize edilen acılar yok. Çıplak gerçeğin buna ihtiyacı da yok zaten. En acısı da hala milyonlarca insanın bu şartlar altında yaşaması ve hala dünyanın sessizliği.. Kimbilir belki de yazarın dediği gibi barışı bu tarz romanlar, insanların her şeye rağmen iyiliğe inanması getirecektir. Günümüzde her ne kadar imkansız görünse de..

Kitap daha ikinci sayfasında çok büyük bir acı ile sizi kendine bağlıyor. Anlatılan bölge Gazze değil. Gazze'ye sonlarda yer verilmiş ve okuduğumuz kısım şartları görece daha iyi olan insanlar.. Nazi soykırımına da arada göndermeler yapmış ve kendisi böyle büyük bir soykırıma maruz kalan bir halkın aynısını hatta daha beterini başka bir halka yapmasını sorgulamış.

Ahmed karakteri sıradan bir Filistinli.. Ancak matematik dehası sayesinde daha şanslı! (okuduklarınızdan sonra hala şanslı olduğunu düşünür müsünüz bilemem) Kitapta arada mutluluk olsa da o kadar büyük acıların arasına serpiştirilmiş ki.. Hala umuda tutnabilmelerine şaşırdım. Ve son darbe Gazze'de artık umutta tükenmiş zaten. Eğitim, sağlık, çalışma imkanları elinden alınan bir halkın, terörist olmaktan başka çaresi var mıdır? 

Bir diğer hayalkırıklığı da tabii ki islam coğrafyası.. Arap halkının beklediği, hiç gelmeyen ve gelmeyecek olan destek.. Gerçeklerin farkında olmak farklı bir şey, yüzünüze çarpılması çok farklı.. 

Alıntılar

“Nefretinin neden kaynaklandığını bul ve onu anlamaya çalış.”

“Senin halkının bu topraklar üzerinde meşru bir talebi var.” “Beni aptal sanma.”  “Başka seçenek yoktu. Soykırım, Yahudilerin artık başka ulusların arasında azınlık olarak yaşayamayacağını kanıtladı. Kendimize ait bir anayurda gereksinimimiz vardı.”

“Tanrı yoktur.”  “Bu noktaya ulaşabilmemin ne kadar zor olduğunu asla bilemezsin.”

“Yahudiler bizim düşmanımız değil,” “Yahudi devletinin kurulması fikrinden önce Yahudiler ile Araplar barış içinde yaşıyordu. Bu kız seni mutlu edecek mi? Seni seviyor mu? Sen onu seviyor musun? Aynı değerleri paylaşıyor, hayata aynı şekilde mi bakıyorsunuz?”

“Bunu Filistin davasının ilerlemesi için yapıyorum. Bunu direnişimizin güçlenmesi için yapıyorum. Bir hapis hayatı yaşamaktansa umutla ölmeyi yeğlerim. Yeryüzündeki cehennemde kısılıp kalmaktansa haklı bir dava için ölmeyi yeğlerim. Tek çıkış yolum bu. Savaşmadan özgürlük olmaz. İsrailliler anlamalı: Bizi hapsederlerse, bedelini öderler. Sadece nasıl öleceğimi kontrol edebiliyorum. İsrail’in halkıma karşı işlediği suçlar sayısız. Bize sadece zulmetmekle kalmıyorlar, dünyayı kurban olduklarına inandırıyorlar. İsrail dünyanın en güçlü ordularından birine sahip, bizim birkaç uyduruk roketimiz var ama dünyayı bizden korunmaları gerektiğine inandırıyorlar. Dünya sadece onların yalanlarına kanmakla kalmıyor, onları destekliyor da. Aklımı kullanmamı yasakladılar, ben de bedenimi kullanıyorum, bana kalan son silahımı.”
















Ateş Çemberi Kitap Yorumu




Ateş Çemberi - Alexandra Bracken
Puanım 5/5

Bu bir son değil, sonun başlangıcı. Artık lider benim. Bütün bir neslin kaderi benim ellerimde. Kuzeye, tutsak olmuş binlerce çocuğu özgürlüğe kavuşturmaya gidiyorum. 

Zihnimi bir silah olarak kullanmaktan Başka çarem yok. Kaybedecek zamanım yok. Hata yapma lüksüm yok. Çünkü tek bir hata, tüm dünyayı yakıp kavuracak olan bir yangının fitilini ateşleyebilir. 

Özgürlük nefesim kadar yakınken bana, biliyorum: Bunun geri dönüşü yok!

"Bracken'ın bu sürükleyici ve tüyler ürpertici distopyası hafızalarınıza kazınacak."
-Kirkus Reviews-

"Baş döndürücü bir aksiyon ve heyecan dolu bir macera." 
-Publishers Weekly-

"Distopya türünde yeni bir soluk. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir seri." 
-Romantic Times-


Siyah, hafızamın rengi.
Bizim rengimiz.

Hikâyemizi anlatırken kullanacakları tek renk.

En sevdiğim serinin üçüncü kitabı da yine beni tatmin etti. Çocuklar artık yeteneklerini kontrol edebiliyorken, hala kamplarda olan çocukları kurtarmak için plan yapıyorlar. İkinci kitabın sonunda Çocuk Birliği uğramış olduğu saldırı sonucu hem liderlerini hem de birliğin çoğunu kaybetmişti. Ajanlara güvenemeyecek olan çocuklar kendileri için güvenli bir yer arıyorlar ve kolları sıvıyorlar.

Bu arada bekledikleri yardımı kaybediyor ama kendilerine sürpriz yandaşlar buluyorlar. Kitap iniş çıkışları ile sürekli şaşırttığı için her ne kadar yavaş ilerliyor gibi görünse de aslında oldukça akıcı.. Ruby hem Liam ile oluşturdukları küçük grubunu koruyor hemde Cole ile stratejik konularda iş birliği yapıyor. Bu da zaman zaman sır saklamasına ve arkadaşlarının tepkisine yol açıyor. Sonunda Zu'nun kurguya dönmesine bayıldım.

Her ne kadar planlarını adım adım planlasalar da yeni gelişmelere ayak uydurma aşamasında başarılı olmak için çok çabalamaları gerekiyor. Ve hiç birinin düşünmediği sonrası.. Mevcut başkanı devirseler bile yeni gelecek hükümet onlara nasıl bir seçenek sunacak, hastalığın tedavisi varsa tam olarak nasıl gerçekleşecek gibi bir sürü konu cevap buldu. Ancak son kitaba olan merakım yine de arttı.

Her ne kadar grup birliğini korusa da arada kaybettikleri şok karakterler beni çok üzdü. Beklediğimin dışında gelişmesine rağmen çok sevdim. Arada gözlerimi devirsem de sonuçta çocuk olduklarını hatırladım. Sonra tekrar tekrar düşündüm. Böyle bir facia yaşasak, dünya nasıl gelişir diye... 


Serinin Diğer Kitapları






2016/06/07

Gecenin Ardından Kitap Yorumum



Gecenin Ardından - Lauren Blakey
Puanım 5/4

Dünyaları tutku, haz ve sırlar üzerine kuruluydu. Julia'nın gereğinden fazla sırrı vardı, ama Clay onu aklından çıkaramıyordu. Ona ve birlikte geçirdikleri gecelere o kadar tutkundu ki, işine bir türlü konsantre olamıyordu. Sadece o vardı aklında.

Julia bir yakın bir uzak davranışlarıyla onu sinirlendirdiğini biliyordu, ama kendince sebepleri vardı. Eski sevgilisinin onu içine çektiği suç dünyası yüzünden, aylardır peşinde dolaşan beladan kurtulmaya çalışıyordu. Bu beladan bir kurtulabilseydi… Belki o zaman onu baştan aşağı tutuşturan adamı yeniden hayatına sokabilir, onun hem kalbine, hem aklına hem de vücuduna sahip olabilirdi. Çünkü Clay, Julia'yı bir bütün olarak istiyor, hakkındaki tüm gerçekleri öğrenmeden onu kabul etmiyordu. 

Julia'nın kız kardeşinin düğününde yeniden karşılaşınca ikinci bir şans elde edeceklerdi ama bu sefer Julia'nın, Clay'e tüm kapılarını sonuna kadar açması gerekecekti. Böylece aralarındaki yoğun kimyasal çekimin ne boyutlara ulaşabileceğini ve aşkın, Julia'nın geçmişindeki tehlikenin ötesine, yeni geleceklerine taşınıp taşınamayacağını öğreneceklerdi.


Tutkulu geceler serisinin ikinci kitabını fazla ara vermeyip aradan çıkarayım dedim. İyi ki öyle yapmışım zira kendisi yaklaşık 2 saatte bitti. Hemen kurgunun geçtiği süre çok kısaydı, hem de hikaye çok akıcıydı. Karakterlerin ayrıldıktan sonra barışmaları ve birbirlerine dürüstlüğü seçtikten sonra problemlerle birlikte baş etmeleri çok güzeldi. 

Ancak bütün bunların oluş süresi çok kısa geldi bana.. Aşkın zamanı olmaz ama güvenmek için biraz daha zaman gerekmez miydi? Cinsel sahneleri yine olsa da ilkine göre daha azdı ve daha çok ilişkileri ve birbirlerini tanımaları üzerineydi. Kardeşinin düğünü ve diğer arkadaşları ile geçen bölümler zorla da olsa çifti yatak odasından çıkarmış.   

Hikayeyi sevdim ama beni rahatsız eden bir yanı var. Ne olduğunu bulamasam da böyle bir şey eksikmiş gibi hissettim. Böyle sanki her şey oldu bitti ye gelmiş. Aslında daha uzun bir olaylar zincirini kesip anlatmış gibi bir tat bıraktı ağzımda.. Gerçi bunun nedeni her ne kadar akıcı olsa da tahmin edilebilir olmasıydı. Şu da olsun, bunu da de bitti zaten diye diye sayfa çevirdim.

Seri novellalarla yaklaşık 15 kitap olarak tamamlanmış. Ara kitaplar aynı karakterler üzerine mi incelemedim ve sanırım ülkemizde çevrilir. 

İlk kitap Gecenin Sonu yorumum..











2016/06/03

Rome Kitap Yorumum



Rome - Jay Crowner
Puanım 5/4

Yanlış seçimler bazen doğru olabilir...

Eğlenceli ve gözü kara kızımız Cora Lewis, dövmeli serseri arkadaşlarını hizaya sokmayı iyi biliyordu. Ancak tüm o parıltı ve ukalalığının ardında kırık bir kalp gizliydi. Cora, yeniden acı çekmeye razı olmayacaktı. Mükemmel erkeğe aşık olmayı bekliyordu; yükü veya sorunları olmayan, bağlanmaya hazır bir erkeğe.. Sonra Rome Archer'la tanıştı.

Rome Archer, mükemmellikten olabildiğince uzaktı. İnatçı, sert ve buyurgan bir adamdı. Ayrıca son görevinden de epey dağılmış halde dönmüştü. Rome, hayatta çeşitli roller üstlenmeye alışmıştı: ağabey, sevilen evlat, süper asker.. Ancak bunların hiçbirine artık uymuyordu. Artık yalnızca hayatının geri kalanında ne yapacağını çözmeye çalışan ve bunu yaparken bir yandan da savaş kabuslarını kafasından atmaya uğraşan bir adamdı. Cora, gelip karamsar hayatına capcanlı bir renk katıncaya dek tüm bu sıkıntılara tek başına göğüs germeye razıydı. Mükemmellik değilse de, mükemmel şekilde kusurlu olmak onlara sonsuzluğu verebilirdi...

Serinin üçüncü kitabı, ilk kitapta tanıdığımız Archer kardeşlerin büyüğü Rome ve sinir bozucu punk-rock peri Cora'nın mükemmel şekilde kusurlu olmaları ile buldukları mükemmelliği anlatıyor. Archer kardeşleri çok sevmiştim zaten ve Rome, diğer iki kitapta da çok geçen bir karakter.. Zaten bu seriyi her karakterin her kitapta bulunmasından dolayı seviyorum.

Birbirlerine kan değil sevgi bağı ile bağlı olan, arkadaşlık sınırını aşıp aile olan insanlar hakkında.. Bu kitapta yazar emekli olmuş ve savaştan gelmiş askerle konuşup, TSSB hakkında topladığı bilgileri Rome karakterinde birleştirmiş. Rome hayatı grilerle dolu, ciddi, emekli olmak zorunda kalmış ve hayata dair hiç bir planı olmayan, resmen dibe vurmuş durumda.. Cora ise, geçmişte ki kalp kırıklığını atlatamamış ve kendisini başka birine bağlamaktan ödü kopan bir kız..

Rome, sert bir karakter değil. Aksine sağlam, güvenilir bir karakter.. Eh zor bir dönem geçiriyor ama yapacak birşey yok. Cora'nın kitabın neredeyse sonuna kadar ara ara eski sevgilisi ile yaşadığı hayal kırıklığını aynı cümlelerle anlatması bende hayal kırıklığı yarattı. Kitaplarda tekrara gelemiyorum hatta bazen serilerde bile beni daraltıyor. İkinci kitabı okuyan biri, ilk kitapta ne olduğunu bilir. Sürekli anlatmaya gerek yok. Zaten ilk kitabı okumayan da bir zahmet serinin ikinci kitabını almasın.

Bu kitapta da bu hissi aldım. Ama bu karakterleri ve hikayeyi sevmemi engellemedi tabii ki.. Hikayede sürekli bir Remy meselesi gidiyor ki, çok üzücü.. Sonunda ona ait bir kaç anlamlı parça vardı hikayede ki bayıldım. Keşke ölmüş olan bir karakter olmasa da sevgilisi ile hikayesini okusaydık.


Dördüncü kitap Nash! bu kitabın sonunda hikayeyi profesyonelce ona paslayıp bırakmış yazar. Gerçekten merak ettiğim bir karakter.. Yayınevi çeviride çabuk davranmazsa ingilizcesini okuyacağım. 

Dipnotta kapağa gelsin. Diğer kapaklardaki erkek karakterler çok ilgi çekici değildi bence ama şu resimdeki güzelliğe bakar mısınız.. Gözleri ve pozu mükemmel! ;)

Serinin diğer kitapları;
1) Rule
2) Jet

Alıntılar

“Bence Rule ve Remy’nin hayatındaki tüm rolünü sıfıra indirmeye çalışıyorsun ve bu kabul edilemez. Remy dürüst davranmamış olabilir ama herkesin dediğine göre âşık ve mutluydu. Evet, Rule tam anlamıyla berbat hâldeydi ama gerektiğinde toparlanmayı başardı, yani ağabeylik görevini yaptın. Artık kendi hayatına odaklanma zamanın geldi.”

Rome Archer hafife alınamayacak bir güce sahipti; sorunlu düşünceler ve tehlikeli canavarlardan, haksız yere üstlenilmiş sorumluluklar ve belirsiz bir gelecekten oluşan bir fırtınaydı o.

''Önüne çıkan her şeyle baş edebilirsin, Rome. Bunlar, fedakârlıklarla dolu bir hayat yaşamanın karşılığı. Her şeyini başkaları için ortaya koydun, evren de sana borcunu bu şekilde ödüyor. Hepsini hak ettin, evlat. O yüzden suçluluk duymayı bırak ve tadını çıkar.”

''Sonunda senden göreceğim tek karşılık senin güvenli gördüğün kadarı olacaksa, sana her şeyimi verip tüm dağılmış, çirkin yönlerimi önüne seremem. Ben seni o şekilde hayal kırıklığına uğratmayacağım ve bunu sana defalarca ispatladığımı sanıyordum. Eğer o serserinin beş yıl önce sana yaptığı şey yüzünden bana âşık olamıyorsan, kim kendini tamamen bu ilişkiye adamamış oluyor, Cora?”

















Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Online Okuyucular;